31 Ocak 2009

vivaldi

kadıköy'den bir tatlı huzur almayalı uzun zaman olmuştu. aşağıdan yukarı baştan aşağı bir güzel arşınladım bahariye’yi. kozmetikçi ablanın beni kandırıp pahalı bir parfüm vermesine göz yumdum. lakin hemen akabinde dükkanı satmaya kalkması karşısında dirayetli davrandığımı söyleyebilirim. sonra moda'ya çıkıp adalar'a selam durdum. moda’dan inişte ise altıyolu ve boğa’yı cepheleyen kafenin en jeopolitik konumuna yerleştim sıcak denizlere inmek isteyen ruslar gibi. aceleyle koşuşturan insanları, hiç durmayan trafiği izledim dakikalarca. yanımda bitiveren kedilerle konuştum. pek sevmeseler de tostumu paylaştım. arkamda kibar bir beyefendi ile yüksek volümde konuşan hanımefendinin otopark maceralarını dinledim. sarışın kadının vivaldi sevdiğini böylece öğrendim. daha sonra rüzgarı dinledim. hemen kafenin altında satışa sunulan kır çiçekleri ile karışan kış kokusunu da içime çektim bugün. evet.

26 Ocak 2009

of

dolmuşa binen abla en derininden bir OFFFFFFF çekip "hiç sevmiyorum" dediğinde yanındaki abiye, sevmediği pazartesiler miydi yoksa benimkisi gibi "her sabah her sabah çekilecek çile mi lan bu" babında bir offf muydu bilemedim. trabzonun ilçesi tadındaki espriyi yapmıyorum farkındaysan. neyse o abla bu şekil yani etna yanardağının en koyu derinliklerinden gelen çok ama çok içten off’u çektiğinde en dışından bense tüm derinliğimle ama en içimden "ne ki bu şimdi? sabahın köründe hem de pazar hariç her sabah her sabah hep aynı kalabalık, aynı trafik ve her zaman bir tarafa yetişmeye çalışan biz insancıklar. nihayetinde hep aynı terane. hayat mı lan bu? bunun sonu nereye varacak böyle?" vari nadir yaptığım felsefik, oşinografik ve asitmetrik paralel tadındaki içsel söylenmelerimi yapıyordum. yoo hayır bunamadım daha. tamam bazen şizofrenik belirtiler gösterebiliriz ama onun dışında eşek gibi sağlıklıyım. ruhen ve bedenen…evet. zaman zaman böyle mevsim normallerinin dışına çıktığında havalar, ben de normallerimin dışına çıkıyorum işte. beyin ve kalp damarlarım kısa devre yapıyor. o kadar. "işte ben böyle şansızsızım gül diksem diken biter işte" tadında işe giderken yazdan kalma güzel bir kış güneşinin yerküreyi ısıttığı bu sabah dolmuşun penceresini sonuna kadar açtım temmuzda dahi zatürre olacağı sanıp bir türlü açmayan ablalara, amcalara inat. ohh püfür püfür esiyor şerefsizim. sonra müsait bi'yerde indim.

13 Ocak 2009

özleyeceğim

pazar akşamı yarın gene iş var. artık emekli olmak istiyorummm iç haykırışımdan hemen sonra bazen sevip bazen nefret ettiğim tren seyahatlerimi özleyeceğimi düşündüm bir an. bir nevi geleceği özleyeceğimi hissettim yani. çalışmak çalışmak tamam da kardeşim nereye kadar. işkolik adam yahut kadınları anlayamıyorum. büyük ihtimal onlar da benim gibi aylak adam felsefesini sevenleri anlamıyordur. sorun şu ki emekli olmama yıllar var. hayat gailesi geçim telaşı tabi bir de. geçen gün bir firma denetimimize gelen müfettiş işinizi aşkla yapın diyordu. ama işte aşk olmayınca sevgi de olmuyordu. sevemedim karagözlüm oluyordu işim sonra bana. ama iş için dahi olsa banliyö seferlerimi özleyeceğim kesin. hele şimdiki gibi kışa denk gelenleri. kestane kavrulan sobanın kenarında oturur gibi uyuklamaları yahut kitap okuyuşlarımı özleyeceğim. karşı perondaki trenin içindeki insanları özleyeceğim. misal bugün bostancı da sabahın köründe ankara expresinde cin gibi etrafa bakan bir vagon dolusu japonu da arkadaki vagonda askılı atletiyle oturan abiyi de özleyeceğim. satış müdiresi kılığında karşıma oturan ablayı da suadiyeli eli her daim kitaplı abiyi de. sanırım seçimden sonra al aşağı edecekler tüm rayları. raysız ve trensiz kalacağız uzunca bir süre. özleme hakkımı şimdi kullanmak istedim o kadar. hepsi bu.

6 Ocak 2009

çünkü kimse kendi hikayesini beğenmiyor


yeni bir yıl.
yeni bir blog. sanırım blogdan bloga atlayıp bir türlü tamamlayamadığım hikayemim nedenini 7tepe istanbul dizisinin yusuf gülseçen'i açıklıyor komşusu önem'le girdiği şu diyalogda;

önem, yusuf'a gelerek kendisi ile ilgili tüm yazıları sazanların tarihi'nden çıkarmasını ister...

yusuf: seni çıkarırsam romanın yarısı gider.
önem: madem o kadar çok şey yaşıyorum, benim niye haberim yok.
yusuf: çünkü kimse kendi hikayesini beğenmiyor!!