74-havalar - kıyılar mutedil açıklar kaba dalgalı

74-havalar




bazen de hiç kimsenin ilgisini çekmeyecek sıradan şeyleri, günlük basit olayları sanki insanlığın en önemli sorunuymuş gibi, bir topluluğun önünde sunum yapar gibi tüm ciddiyetiyle anlatmak ister insan. kendisine, arkadaşına yahut hiç tanımadığı birine. çünkü öyle zamanları olur insanın.
ne tüm şehri baştan aşağıya yıkayan yağmur damlalarına saklar, ne de içine içine atar birikenleri. bir iç denizin kenarına kondurulmuş eski bir bankın üstünde en yakın dostuna açılır gibi anlatmak ister. bir kronolojik sıralamaya bağlı kalmadan, türk dil kurumu kurallarına aldırmadan, evine giden son otobüsü kaçırma endişesi olmadan diyorum, sadece orada ve o anda kalarak yüzleşmek ister hayatıyla. 
ben bugün bunu istedim mi emin değilim. 
sadece anneme gittim. kahvaltıyı birlikte yaptık. market alışverişini gerçekleştirdim. depoya kaldırılacak bir iki eşyasını taşıdım. öğle yemeğini yerken beşiktaş’ın hoffenheim galibiyetinin özetini izledik. o her zamanki gibi “beyazlar mı beşiktaş?” diye sordu. sonra ben kulaklıkla sezen’den rahatı kaçan ağaç’ı dinlerken o namazını kıldı. bu arada her zaman muhalefet ettiğim aşırı titizliğine rağmen evinin sadeliğine ve temizliğine bir kez daha hayran kaldım. ama temizliği daha da abartmasın diye bunu ona söylemedim. o, namazı biter bitmez pencereye bakarak; “şu çamların uçlarını havalar düzelince biraz daha keselim. yine çok uzadılar” dedi. sonra sessizce tesbihini çekmeye devam etti. ne istiyorsun ağaçlardan bırak uzasınlar demek istedim bir an için. ama sözümün geçer akçesi olmadığını ikimizde biliyorduk. sustum. ve  ‘havaların düzelmesini’ beklemeye başladım..
.