çünkü öyle..
geçen zamanda sadece çocukluk masumiyetimizi değil anılarımızı da alıyorlar elimizden ya da biz çalmalarına müsaade ediyoruz.
bugün işte bir sebepten ve yıllar sonra çocukluğumun semtine gittim. yılların boklu haliç’ine iki ağaç, bol yeşillik ekerek kışkırtıcı isimler koymuşlar. etraftaki küçük evlerin hepsini sonbahar yaprağı gibi süpürmüşler sanki. yarım metre arayla diktikleri gökyüzünü görmemize engel bu beton kulelerin kimine cennet vadisi, kimine yeşil vaha, bazısına beyaz rüya demişler. oysa eskiden, nurtepe’den baktın mı okmeydanı hastanesi’nin tepesindeki yayı ve dahi hastaneyi görürdük. şimdi kasvetli binalardan ve pustan burnumuzun ucunu göremiyoruz. ama sorsan avemeye, köprüye, ormana ve dahi cennete yürüme mesafesinde! şehrin merkezinde, doğanın kalbinde ultra mega muhteşem ötesi yaşam alanları.
ama işte aracımız 4.levent- seyrantepe-gültepe hattından cennet vadisine usul usul inerken sıkışık sıkışı gri binalarla donatılı ve vadiye çöken duman bulutunun sağladığı kasvet sayesinde zaten çok aydınlık olmayan içim zifiri karanlığa bulandı. cennet vadisinden çok güney amerika’nın tekinsiz ve kasvetli solaklarında dolaşıyor hissettim daha çok.
ama hayat biraz da böyle bir şey galiba. zıtlıklar içinde varlığını kabul ettiriyor bize. dün misal; “her nefis ölümü tadacaktırı” dillendiren imamın ardında saf tutmuş vaziyette hak helal edip kederli kıfayetler içinde el ve ayağımızı koyacak yer bulamazken bugün evlenen bir çiftin ve tüm davetlilerin önünde bir ömür boyu mutluluklar dileyip düğün fotoğrafçısının söylemesine fırsat vermeden cüretkar gülüşler savurabiliyoruz dünyanın kalbine.
son tahlilde ; hep aynı şarkıları ve şarkıcıları dinlememeli insan. ablam mesela ben küçükken hep gülden karaböcek dinler ama sezen aksu şarkılarını çok daha güzel söylerdi. bugün galiba gülden karaböcek günü..
.
