yeri geldiğinde hepimiz biraz don kişot’uz bayım - kıyılar mutedil açıklar kaba dalgalı

yeri geldiğinde hepimiz biraz don kişot’uz bayım




beş saat uyku kime yeter bilmiyorum. ama bana yetmiyor bayım. gündüzleri de uyuyamıyorum üstelik. köyümü özlüyorum. kalbimden daha temiz havasını, ağustos sabahı titreten ayazını, bozkır sessizliğini diyorum çok özledim. ama ve lakin; boş kırlardan, kurumak üzere olan nehirden başka kimsem yok. sevmediğim insanlar çok. o yüzden gidesim de yok. uzun yıllar evvel -sanırım instagramda- yine böyle ulan istanbul, zalım istanbul ahh benim güzel köyüm, canım köyüm diye ağladığımda bir takipçi kitabın orta yerinden;  “madem böyle bir köyün var, ne duruyorsun gitsene” demişti de lâl olmuştum. içimden gidecek yerim mi var, diyecek sözüm mü var diyerek emre altuğ’a bağlamıştım.
ama hiçbir şey, bu pazar sabahı yedide yeni bir mersiye yazmama engel değil. yağmayan nem yüklü bulutlara bakıp boncuk boncuk terlerime aldırmadan bugünüme şükrediyorum. hem yazıp hem ağlıyorum! insan olmak bunu gerektirir çünkü. belki diyorum küresel yozlaşmanın olmasa da ağustos boyu bizi uyutmayan küresel ısınmanın bir sebeb-i hikmeti vardır. bu sabah misal; 04:35 de uyandım. sağa dön sola dön, açık olan balkon kapısına yuvarlan bir türlü uyuyamadım. aciz bir don kişot replikası olduğumu unutup doğayla, kendimle mücadele ettim durdum yaklaşık iki saat. 06:20 de pes ettim. ne zaman ki mücadeleyi bıraktım. rahatladım sanki. yedi-sekiz dakika kadar da uyumuşum. onca mücadeleden sonra güzel rüya bile gördüm. ama şimdi unuttum bu güzel şeyi. dedim ya insanız. güzeli unutup kötüyü hatırlamaya kodlanmışız sanki. ama ve oysa duygusu çok güzeldi bayım. belki de köyüme, yeşilırmak’ın kenarına gitmişimdir. kim bilir?
.