73-şiraze - kıyılar mutedil açıklar kaba dalgalı

73-şiraze




bir otobüsün şoför arkası terkisinde levent’ten anadolu’ya geçerken şirazemi kaybettim ibrahim. solumda benim gibi seferiler, sağımda motorlu kara taşıtları. ama köprüyü geçtim mi geçmedim mi bir türlü emin olamadım. bu bana dert oldu. bazen olur öyle. olmadık şeyleri takıntı yapar insan. ben de yaptım. 
otoyol tabelalarına göre geçmemiştim. ama dört levent’ten aldığım yol ve zamanı düşününce geçmiş olmalıydım. hani öyle ölümcül bir bilgiden ziyade sadece kedi merakı olunca yanımdaki abiye de saatiniz kaç acaba der gibi sormak istemedim. fakat işte meraktan da ölüyorum. kurt varmış gibi kıvranıyorum yerimde. bu sefer yanımdaki abi de huylandı. elini eteğini bacaklarını derleyip toparladı bir güzel. ama merakım geçmedi. yanımdan geçip giden araç şoförlerinin gözünden anlamaya çalışıyorum köprünün neresinde olduğumu. lakin hepsi ayrı dertli derinlerde. umutlu bir yüze denk gelmedim. bu kez gökyüzünün mavisine odaklandım. işte o vakit bir şey fark ettim. gökyüzü, yol aldıkça açık maviden koyu maviye dönüyordu. bunu denizin yakın olmasına bağladım. haklıymışım. iki dakika kırk beş saniye sonra önce köprünün bağlantı aparatlarını sonra kocaman ayaklarını gördüm. gevşedim. uslandım. duruldum. denizin en uzak laciverdine odaklandım. benimle beraber abi de rahatladı. montunu, bacağını yaydı iyicene. pandemiden önce pandemiden sonra gibiydik. alışkanlıklarımız karışmıştı. elimizi ayağımızı koyacağımız yerler. durakta inecekler. yeni binenler derken. bir baktım sakallı, hardal montlu abi yok. yerine hariciyeden emekli, trt türkçesi gibi düzgün konuşan bir abla gelmiş. nerden biliyorum? çünkü, bana dokunmadan sağ işaret parmağını sol gözümün hizasında uzatıp “beyfendicim aceba rica etsem şu pencereyi biraz kapatmanın mümkünatı var mıdır?”
şimdi böyle eski istanbul’un kibar insanlarının hasretini çeken ben zaten “beyfendicim” de bir gevşedim, bir yılıştım bırak pencereyi bütün yolcuları indirip otobüsü kapatma kıvamına geldim. evet, benim sorunum da bu ayarsızlık ibrahim. ya dipte ya zirvede yaşıyorum her şeyi. neyse, uzatmayalım. hariciye nazırı safinaz hanımın bu isteğini hemen yerine getirdim. tabi bu kibarlık burada bitmezdi. bitmemeliydi. bitmedi de..
“teşekkür ederim beyfendicim çok zahmet verdim size”
aman efendim ne demek. köleniz olayım, istediğiniz vakit söyleyin. açıp kaparım ben o pencereyi demek istedim. demedim. ölçülü bir gülümseme eşliğinde “rica ederim” diyebildim sadece.
.