16 Ağustos 2013

vakıt

beş gündür adam gibi çalışmıyorum. hatta hiç çalışmıyorum. patronun beni kovmasını bekliyorum. çünkü iki istifa girişimim başarısızlıkla sonuçlandı. müebbet katiplik verdiler!
ilkinde tatlı dil ikincisinde yalandan tatil baştan çıkardı beni. aslında kanmış gibi göründüm. ama geçmiyor geçmeyecek içimdeki sıkıntı. biliyorum.
mecburi işleri mecbur hallediyorum. ötekileri zamana havale ediyorum. sıkılıyorum sevmediğim bu işten, bu eski şehirden ve bu dünyadan. gitmek istiyorum. gidemiyorum. sanırım korkuyorum kendimden.
internetimiz haber kanallarıyla sınırlı. haberler rahatsız ediyor odamdaki tvnin radyosundan müzik dinliyorum bu yüzden . açs yok maalesef. voyage kısa vadede iyi, uzun vadede uykumu getiriyor. trt fm dinliyorum her türlü müziği çalan. zaten ben kendim her türlü müzikten hoşlanırım. lakin bu aralar fena halde mabel matiz'in zor değil'ine takıldım. hayır hayır sözler hiç bir zaman etkili olmadı müzik beğenimde. nağmeler , ritimler , enstrümantallar işte sevdiğim. bir de candan erçetin'in sesi iyi geliyor bana. niye bilmiyorum.
bilmediğim çok şey var daha. ama öğrenmek istediğimden emin değilim. aslında yazmayacaktım daha. karar vermiştim dün akşamüstü. ne var ki duramıyorum. ölene kadar durmayacağım. bunu biliyorum.
.

13 Ağustos 2013

okyanus

ben mesela sevgilim hiç okyanus görmedim biliyor musun? bu benim suçum mu yoksa başkalarının mı bilmiyorum. dogrusu çok da umrumda değil suç ve ceza faslı. çünkü ve zira limana varmak isteyen gemilerle benim derdim.
ve ispanyaydı sanırım. 
dar ve egzotik sokakların bitiminde başlayan okyanusu görmek diyorum.
güzel olabilirdi oysa.

8 Ağustos 2013

purgatory

yattığım yerden önlü arkalı sıralanmış iki yıldız görüyorum her gece. öndeki daha parlak arkadaki daha küçük ve sönük. bazen de arkadaki parlak öndeki sönük oluyor. ama hep oradalar. her akşam görüyorum onları. düşünüyorum ister istemez. hayatımı. kendimi. dünyadaki yerimi.
oysa fazla düşünmeye gerek yok. o iki yıldızın arasındayım. biliyorum.
hani ve yine klişe olacak ama gerçeğim bu benim. araftayım.
bazen önde bazen sonda ama hep aradayım.
hani dört mevsim var ya nefes almaya çalıştığımız şu yerkürede. işte o mevsimlerden sadece ikisinin arasındayım mesela. hepsinin değil sadece ikisinin. sorsan söylerim niye söylemeyeyim hangileri olduğunu. ve sorsan yine onlardan sadece biri olmaya razı olduğumu da söylerim.
ama işte ben ikisinin arasındayım. tıpkı gece ile gündüzün arasında olduğum gibi yahut yağmurla güneşin.
ama bazı şeyler de var ki sevgilim; sadece seninle benim aramda.
.

3 Ağustos 2013

nowadays

göksel dinlemeyi seviyorum çünkü* şarkılar benim yumuşak karnım, dinlerken helâk olsam da başbelası bir alışkanlık gibi vazgeçemiyorum, müptelayım evet* hem artık sezen aksu şarkısı gibiyiz, eski ve hüzünlü* öte yandan gündüz uyuyabilen insanları kıskanıyorum, çok kıskanıyorum* ben de gündüzleri uyuyabilmek istiyorum, hep uyumak istiyorum* hüzünlü bir şarkının içinde eriyip yiteceğim günü bekliyor gibiyim bu ağustos sıcağında* belki de bu yüzden rüyalarımda fransızca kurslarına gidiyorum* lakin okuyamıyorum , nadiren izliyorum, dinlemek ama en güzeli her vakit güzel şarkıları* yazmak desen aslanın ağzında, zira kelimelerim mütemadiyen eksik ve cümlelerim hep kırık dökük* lakin bende bi'aşk var* uzaklaşmak istiyorum* özlüyorum*
*
göksel - kıskanıyorum
.

2 Ağustos 2013

ahmak

nankörlük etmek istemem şimdi. ağustos kardeşim üstelik yağmurla beraber şehre ineli henüz iki gün oldu ama ve yine de ben o'nun bugünlerde şair nedimin bir köşesinde bana ahmak ıslatanla birlikte ceee yapacakmış hissine kapılıyorum sık sık.
eylül efendi sana diyorum. hadi çık gel artık! 
çok özledik olm....
.

1 Ağustos 2013

ses

vakit sabahın yedionbeşi yağmur az önce dinmiş toprak, hayvanat ve biz insanlar biraz olsun nefeslenmişiz. cam hala açık özlenilen koku yok ama serinlik hissedilir derecede. sokaktan yankılanan yüksek topuklu adımlar. kendine güveni bol ve biraz aceleci. bi koşu pencereden görmek mümkün ama ilk akla geleni hayal edip yazmak daha eğlenceli. çünkü bu arşa ayak basan hanım niye bilmem masmavi bir etek giymiş dizlerinde biten üstüne de bembeyaz bir gömlek kısa esmer saçlarıyla ve özgüveniyle uyumlu. ve tabi o mağrur yürüyüşe paralel adımları sık ve kararlı. acelesi olmalı.
sonra bir martı. yan apartmanın çatısında penceremin hizasında. kısa bir giriş taksiminden sonra resmen uzun hava çekti hayvan! yaklaşık sekiz on kilo ağırlıgında besili bir şey olmalı bu kadar ses çıkarabildiğine göre. ve hala susmuyor. çok bağırıyor. karnı aç olmalı. çıkmadan pencereye biraz ekmek içi koymalı.
ve bir teyyare geçiyor şimdi tam üzerimizden. acaba gökkuşağı da çıkmış mıdır, teyyare içinden geçmiş midir? bunu görmek için yataktan kalkamayacak kadar tembelim. lakin diğerlerinin aksine çok güçlü sesi ve dolasıyla sağlam bir motoru var bu teyyarenin. belli. en büyüklerinden olmalı. ve yolcusu da çok olmalı. kesin yurtdışına uçuyordur. muhtemelen almanya. ama ben, beni de alıp finlandiya'ya gitmesini isterdim hemen şimdi. ama artık çok geç. teyyarenin sesi muhtemel bulutların arasındaki görüntüsü gibi azalarak kayboldu. ben kaldım. derken telefonun alarmı çaldı. çok iğrenç bir ses. marimba. sanırım katlanamayacağım ve uyanma garantisi olduğu için bilerek seçtim bu melodiyi. ya da default geldi bilmiyorum. bilinen kendim gibi aceleci ve sabırsız bir ses olduğu ve daha fazla katlanamayacağım. yüzünüze kapatmış gibi olmayım ama şimdi gerçekten kapatmam lazım. sorry. so sorry.
.