24.5.20

yeni normal


sabah tam 06:02 de başladı mesaj yağmuru. dııt dıt dııt dıt. sesini kıstım telefonun. kim ya da kimler diye merak etmedim. ama uyumadım da. radyo voyage’ı açtım. uyur gibi yaptım biraz. içimin bayramları çoktan ölmüşken dışındakine ihtiyacım yoktu zira. bu dünyada hatırı sayılır süredir varım. çok şey yaşadım. çok şey gördüm. ama ve hala ne için yaşıyoruz? kim için mücadele ediyoruz? bilmiyorum. bunca telaş, kaygı, endişe, mutsuzluk, bencillik, sömürü (maddi ve manevi), sahtekarlık, mişler muşlar, canımlar cicimler, kar-zarar hesapları, doğuştan alacaklılar, ölümüne borçlular, gelenekler, genetikler, işe gidip eve dönmeler, ciğeri beş para etmeyen insanlara katlanmalar, ne için, kim için ve hem daha ne kadar? ben olamamışken biz olmaya çalışmak diyorum bayım. bana sorarsan düpedüz aptallık. artık ben biz’e inanmıyorum. kelimelere de. (aşka inamadığımızı zaten mahallecek deklare etmiştik daha evvel.)
oysa üstadın aksine yıllardır kelimelerin bir çok anlama geldiğine inanıp durdum. tırmalayıp yazdım. kâh içimdeki irinleri akıttım. kâh bayramlık sevinçlerimi halka arz ettim. ama artık pes ettim. kelimeler çünkü bayım; bazı değil hiç bir anlamlara gelmiyorlar. hem bana da gelmiyorlar artık. ama asıl konumuza gelirsek ve bir cümleyle ifade edersek; bencillikle fedakarlık arasındaki ince çizgide yürümektir hayat. ya da ve başka bir deyişle yüreğinin istediği yola gitmenin değer verdiklerini üzeceğini ve bunun sana yaşatacağı acıyla, istediğin yola gitmeyip kaldığında çekeceğin acıların ağırlığını tartmaya çalışmaktır. her iki halde de arafta kalacağını bilmektir. yani; iki ucu boklu değnektir. sakalla bıyık arası bir yerdir. belki de “bekir olmaktır” (masumiyet-1997) nihayetinde yalandır. bugün olan, yarın olmayandır. sonu belli olandır.
hal ve şerait böyle iken yani sonu bu kadar kesin bir hayat eldeyken hala sağlama yapmaya çalışmak, bunca karmaşa, komple yaşama çabası, her boka yetişme gayreti, hiç bir şeyden geri kalmama dürtüsü, bu kadar çok düşünmek, dert ve yük edinmek neden?
etrafını memnun etmekten kendini nisyan ile malûl etmek, vicdan muhakemesini ehil olmayan ellere yaptırıp dışarıdan kaya gibi sert içeriden tam yağlı ezine peyniri gibi yumuşak olduğu gerçeğiyle yüzleşememek (ki her defasında golü ezine tarafındaki kaleye yemek) ve bunu vicdanla bağdaştırma yanılgısına düştüğünü bilip de bilmemezlikten gelmek, aslında her boku ve çok bilinmeyenli bir sürü denklemi bilip de tek ve en basit denklemin formüllerinin ayak ucunda sürünmenin izahatını kendine yapamamak? farklı cümlelerle aynı tekrarlarda boğulmak diyorum oysa ne garip?
saat şimdi, yarıma yedi var. telefonum hala sessizde. titreşiminden mesajların gelmeye ettiğini anlıyorum. okur muyum bilmiyorum. okursam onlara ne diyeceğimi bilmiyorum. yıllar önce söylemiştim. ben hiç bir şey bilmiyorum bayım. şimdi gider miyim kalır mıyım? bilmiyorum.
hem biliyor musun?
var mıyım yok muyum? onu da bilmiyorum.
ama onlar halâ mesaj atmaya devam ediyorlar..
.