18.08.2018

ne yani ejderhalar yok mu?

mevsimler değişti artık” diyor kavruk tenli, kirli sakallı esmer şoför. durmuyor, vitesi beşe atmış gibi devam ediyor; “bundan böyle eylüller de böyle olacak. 
şoförün hemen yanındaki tekli koltukta oturan, saçları sarıdan beyaza çalan altmış yaşlarındaki abla kâhküllerini düzelterek ve başını aşağı yukarı sallayarak onaylıyor genç şoförü.
şimdi her yer klima. eskiden klima nedir bilmezdik. iklim çok değişti çok.” diye söylendi. sonra da açık olan pencereden içeri dolan rüzgar kâhküllerini uçururken sanki göstermese şoför anlamayacakmış gibi sağ eliyle ineceği yeri işaret ederek "köşede ineyim ben evladım. hayırlı işler" dedi. şoför eyvallah dedi mi duymadım. çünkü ak saçlı ablanın boşaltığı püfür püfür esen tekli koltuğa seyirttim hemen. ama bu ufacık hareket bile şıpır şıpır terlememe sebep oldu. zira 'sıcak değil de nem fena' klişesini hak eden bir istanbul günü bugün.
.
en son böyle bunaltan, oturduğu yerde terleten buhranlı istanbul yazını 96 haziranında hatırlıyorum. hatta tam bir hazirandı. cumartesiydi. asker arkadaşlarımı ziyarete gitmiş. dönüşte kıyamamış beni eve kadar bırakmışlardı. babam hayattaydı o zaman. misafirleri severdi. arkadaşlarımız hemen dönmek istemişseler de yemin billah edip onları göndermemiş, akşam yemeğine kalmalarını sağlamıştı. çayı da anneme bırakmayıp kendi elleriyle, özenle demlemişti yemekten hemen sonra. çay harareti alır hem diyerek. çakır adnan'la ıssız ismail ağzı açık dinledikleri babamın sohbetinden sonra giderken itiraf etmişlerdi "iyi ki gitmemişiz" diye. yine gelin demişti babam. lakin cenazesine gelmek kısmet oldu onlara. zaten bir daha da hiç gelmediler bize. çakır irlanda'ya yerleşti. ıssız memleketi çanakkale'ye döndü. bayramda seyranda görüşüyoruz artık.
işte insanı lime lime eriten, o ıslak haziran akşamında ilk kez babamdan, bundan tam 22 yıl  önce duymuştum bu sözü. tabi bu kadar klişe olacağını bilemezdim. "mevsimler değişti artık çocuklar, sonumuz hayrolsun inşallah" demişti.  ki o zamanlar  mahallemiz hala 'dutluk' sayılırdı. son 10 yıldaki betonlaşmayı göremeden öldü rahmetli. iyi ki görmedi diyorum bazen. ama çoğu zaman çok özlüyorum. maltepe sigarasının dumanına sarılmış buğulu sesini. sanki bir kitaptan okur gibi anlattığı hayata dair anektodlarını. asabiyetini bile. özlüyorum.


dün mahallemizdeydim. heyula gibi dikilmiş, şekilsiz, çirkin ve hatta korkunç binaların arasından yürüyordum. aralarda, kır çiçeği gibi kalmış, bahçeli eski tip bir yapının duvarına yazmış bizim muzip çocuklar.  
ne yani ejderhalar yok mu? 
ne ejderhalar, ne de o eski mevsimler, eski oyunlar ve oyun alanları yok artık çocuklar dedim kendi kendime. 
çünkü her şey değişiyor. kimi yavaş. kimi hızlı. bazı fark ettirmeden. bazı sessiz ve sinsice.
bu sabah fark ettim. babamın son günlerini geçirdiği odadaki simit dediğimiz zaman zaman titreyen ışığıyla odada değişik bir atmosfer oluşturan yuvarlak floresan lambayı çıkarmış, yerine gösterişli bir avize taktırmış annem. sabah uyandığımda ilk gördüğüm; dönemin estetikten yoksun, çirkin binalarına benzettiğim bu camlı, süslü kaba şeydi. gözlerimi açar açmaz karabasan gibi çöktü üzerime. bir süre yataktan kalkamadım. gerçeği annemden öğrendim. aslında 3 ay önce değiştirmiş.
"eskimişti oğlum. bir yanıp bir sönüyordu" dedi.
"söyleseydin yenisini alırdım" dedim.
"ne bileyim değiştirdim işte" dedi.
üstelemedim. gözü daldı. konuyu da değiştiremedim. öylece sustuk bir süre. konuşmadık hiç. nevriye teyze zile basmasa daha ne kadar kalırdık öyle bilmiyorum. kızının kızını görmeye gideceklermiş eltisiyle, annemde gelmek ister miymiş?
onlar nevriye teyze ile çıktı ben mavi magirusla. öndeki kadın "bu ne sıcak böyle" dedi. ben "sıcak değil de nem çok fena" dedim. esmer şoför; "mevsimler değişti artık. eylül de böyle olacak" dedi.
.

Rachid Taha - Ecoute moi camarade



17.08.2018

bazı şeyler: 26-37


26- tuhaf. akşamları yakalarsam bindiğim otobüs kışa nazaran daha kalabalık kaç zamandır. halbuki tersi olurdu hep. kışın kalabalık. yazın sakin. iklimlerin, mevsimlerin şaşırması gibi ahali de şaşırdı. ama işte hep diyoruz az sıkın şu deodarantları! reklamdaki orhan baba’ya kulak asmayın siz. sıkıyorsunuz deodarantı, sıkıyorsunuz şişeler dolusu parfümü ozon deliniyor sonra ablacım!
.
27- bu sabah yağmur var istanbul’da. bir de evden hiç çıkmadan, üst üste dört jüliette binoche filmi izleme havası var. evet.
.
28- son günlerde memleketteki döviz, evin içine girmiş ve bir türlü çıkarılamayan kara sinek gibi. vız vız yerinde durmuyor şerefsiz. ama bi’yakalarsam hoca misali biliyorum ben yapacağımı..
.
29- bir gemidir tutturmuş gidiyoruz. aynı gemide değil aynı apartmandayız efendiler. ve ak saçlı delinin biri de bütün iş makinalarını toplamış, kongresinden gerekli izinleri almış binayı yıkmaya geliyor. biz oturmuş yöneticiyi suçluyoruz. ‘şunu yaptın, bunu söyledin. gör şimdi gününü’ diyoruz. birbirimize dalıyoruz.  alooo, olm adam manyak. binayı yıkıyor. binayı..
.
30- dört senede üniversitede öğrenemediğim iktisatı, şu bir haftada televizyondaki açık oturumlardan öğrendim. iyi oldu!
.

31- yalnız şu dünyanın en güzel şeylerinden biri çocuklarsa ötekisi martılar. aşığım lan onlara!
.
32- uzuuun bir aradan sonra ot dergi aldım. beğenmedim. lise gazetesi gibi olmuş! her şey var.  ama ve nerdeyse hiç bir şey yok. istisnalar hariç. kaideler dahil.
.
33- yine uzun bir tatil öncesi son iş günü. ilk saatler. ama müşkülpesent bünyem daha iki gün öncesinden havaya girdi. cuma akşamı istiklal marşını haykırarak söyleyecek öğrenci hissiyatındayım ne zamandır.
.
34- eskiden, çok değil bir kaç sene evveline kadar küçük sahil kasabasına kafa dinlemeye, kendi domatesini, biberini ekmeye gidenlere öykünür hatta kendim gitmiş gibi sevinirdim. ama bugünlerde gıcık olmaya başladım onlara. allahım sen affet.
.
35- ama bu gidişle sadece istanbul’u değil ülkeyi terkedeceğim. hayır efendim ne dolar, ne ekonomi. yemin ediyorum sırf halkımızın şu mangal sevdası yüzünden terkedeceğim ülkeyi. ha bir de gereksiz yere ve sanki iki saniyede bir o kornaya basmazsa ölecekmiş gibi davranan bit yavruları yüzünden.
.
36- çocuklarımız, neşemiz, geleceğimiz tamam da durduk yere ve sanki parmağı kapıya sıkışmış gibi bağıran çocuklar yapmayınız. yetiştirmeyiniz lütfen. hadi yaptınız o bağırıyor diye ortalık yerde siz de kıçınızı yırtarak bağırmayın. başım ağrıyor. valla.
.
37- üzerinize afiyet klima çarpmış biraz. sultan hanımdan çay istedim. “yeni ıhlamur kaynattım seviyorsunuz diye, hem boğazınıza iyi gelir.” dedi. tarçın ve limon da eklemiş. 
söyleyin; hangi milyon dolarlar verebilir bu mutluluğu bana.
.

15.08.2018

hayat ne tuhaf spotify falan

yaklaşık bir sene önce yolu tesadüfen bu kıyılara düşmüş değerli bir takipçim şöyle demişti:
yazılarınızda yer verdiğiniz şarkılardan oluşmuş bir şarkı listeniz var mı spotify’da? yoksa ne güzel olur?”

yoktu böyle listem.
hatta bir spotify’ım bile yoktu. anneme zaten küstüm!


sonra işte; dün akşam evin balkonunda otururken bir martı kafama sıçtı. gidip bilet almak yerine fikrim geldi. spotify hesabı aldım. yazının sonundaki kıyılar mutedil açıklar kaba dalgalı şarkı listesini oluşturdum. bence fena olmadı. hatta ve belki iklim değişir akdeniz falan olur.
hadi dinle ve gülümse...

.
.
not: listeyi dinleyebilmek için bilgisayar yahut telefonunuza spotify uygulamasını yüklemeniz gerekiyor.

12.08.2018

28. mektup

her şey anlamını yitiriyor sevgili leyla. birer birer. tane tane. bütün renklerin aynı hızla kirlenmesi gibi. şairlerin şiiri unutması, bülbüllerin ötmeyi bırakması gibi. beni bu hayata bağlayan her şey. her-kes. ve her hal. tek tek. ve çok hızlı. dünyanın güneşin ve kendi etrafında dönmesinden daha hızlı. kelebeğin ömründen daha kısa. yok oluyor her şey. parça parça anlamsızlaşıyor.
.
dün gece ikiyi biraz geçe ölmek istedim. yalan yok şimdi. bütün anlamlar. anlamsızlıklar. yorgunluklar. aşklar. sevgiler. sevgisizlikler. bencillikler. fedakârlıklar. inceltme işaretleri. sabah işe gidip akşam eve dönmeler. yaz tatilleri. kızgın kumlar. serin sular. şehirlerarası yolculuklar. yaz sıcağındaki serin mola yeri anonsları. sınıf kapısının önünde hoşlandığın kızla kalem açmalar. yerli malı haftasındaki portakal kokusu. siyah önlük, beyaz yakalı dizilişler. hafız’ın gölette bir batıp bir çıkması. fiko’nun fenni sünnetçiden kaçıp bizim apartmanın boşluğuna iltica etmesi. babamın hiç dinlemediğim nasihatlerinden sonra burun üstü çakılmalarım. kalbin ilk kez genişleyip midede kelebeklerin uçuşması. sonra aynı mideye kocaman bir kaya parçasının oturması. dolmabahçe’de ilk gol sevinci. yakup amca’nın ölümü. bir ömür gibi uzun gelen sıkıcı pazar günleri. radyoda ilk kez duyup aşık olduğun şarkıyı sevdiğine dinletme isteği. yârin huzur veren kokusu. kaybetme korkusu. sevdiğim kitaplar. kıskandığım yazarlar. ıskaladığım fırsatlar. hayallerim. hayallerim. imkansız hayallerim. atlas okyanusu görme heveslerim. marakeş ekspresi. yaşamak ağrısı. güneşin doğuşu. güneşin batışı. tuzlu su parçacıkları. iyot kokusu. martı çığlıkları. sirkeci’den saraybosna’ya giden trenin türküsü. ahmet kaya şarkıları. bitmeyen hüzün tünelleri. ayrılık dilemmaları. doğruluk-cesaret oyunları. babamın ahirete intikali. annemin ağladıkları. benim anlatamadıklarım. ama sevmelerim. çok sevmelerim. mecburiyetlerim. ölümüne özlemlerim. “garson bize 2 çay. biri açık” demelerim. sonra gülüşlerin. dünyayı durduran gülüşlerin. ahh o gülüşlerin. matematikten ikmale kalışlarım. dahi anlamındaki de ve da eklerinin ayrı yazılışları. küskünlüklerim. barışmalarım. yalnız ve uzun yürüyüşlerim. uzak ihtimallerim. yakın pişmanlıklarım. bitmeyen şarkılarım. şarkılarım. fransızca sözlü hafif müziklerim. bir türlü huzuru bulamayan huzursuz ruhum. ayrık otu düşüncelerim. kibarlıklarım. kabalıklarım. hemen hepsi. cumartesiyi pazara bağlayan bir ağustos gecesi. kirece boyalı beyaz tavanın üzerinden geçti.


.
yalan değil. dün gece ikiyi biraz geçe ölmek istedim. ama nasıl yapılacağını bilemedim. biraz da korktum. ben hep korktum. çocukken de korkardım. ama çocukken güzeldik leyla. çocukluğumuz sıcaktı. naifti. sevecendi. tüm yoksulluğumuza ve yoksunluğumuza inat bizi biz yapan değerlerimiz vardı.  oyunlarımız sahiciydi. sevgilerimiz gerçekti. kavgalarımız mertçeydi. dostluklarımız ebediydi. beğenilerimiz samimiydi. biz eskiden diyorum sevgili leyla; çok güzeldik.
..
.
.
pink floyd - wish you were here