4 Aralık 2016 Pazar

mektup3

bu sabah. 
dünya soğuk. üşüyor ellerim.

biraz model. biraz birhan keskin.
sevgilim.
sensiz. çok uzun. 
pazar günleri.

bana özlemin integrali, türevi, limiti.
sana sevdanın akrostişi.

sana çalıkuşu. sana araba sevdası. sana huzur.
bana çalışmadığım kısımdan hep sorular.

düşünüyorum. kuşlar uçuyor. ve arılar. 
ama kelebek yok diyorum.
mevsimden habersiz.
sevgilim. 
sensiz. hayat çok uzun.

geçmiş gün. doktor bel ağrıma fizik tedavi verdi. oysa benim tek ilacım sensin. bunu ikimizde biliyoruz. bir doktor bilmiyor.

seni özlemenin dışında işe gidip eve dönüyorum. daha önce yapmadığım şeyleri yapıyorum.
iki etimeğin arasına mesela. hem zeytin ezmesi hem krem peynir sürüyorum. 
bugün market alışverişinde bon jovi çalarken istedim bunu yapmayı.

bak ama hâlâ ıslak hamburger yemedim. ve kızarmış dondurma. söz verdim. yapacağım. 
yaparım bilirsin!

yalnız şu özlemek fiiliyatının yürekteki tahribatını nasıl yapacağız. onu bilemiyorum cinaslı kafiyem.
işte onu bilemiyorum.

fatma turgut - ilkbaharda kıyamet


3 Aralık 2016 Cumartesi

bayram

sonra bir kitap okuyorum. seni özlüyorum.
bir film ardından
bir şarkı. içli. ve....

meğer ne çok hata yapmışım ben. ama belki de yapmadım. emin değilim.

burada günler sensiz çok yavaş geçiyor sevgilim. hayat ise çok hızlı.
bi'çaresi yok. biliyorum. şimdi.
eski yazılarımı okuyorum.
eski yazgılarımı.

eskiler alıyor, yeniler veriyorum. insanları okuyorum. sahtekar bazen. fitne fesat ara sıra. ama hep samimiyetten uzak. miş mış gibi yapmalar. aldanmalar. aldatmalar. hicaplar. zorundalıklar. ön yargılar. çengel bulmacalar. duble yollar. aynalar. yalnız kalabalıklar. kampanyalar. ana haberler. labirentler. hayali icraatler ve reklamlar.
boş işler bunlar.
sevgilim. boş. sen okumamış, ben de yazmamış olayım. en iyisi. bırak beni. bırak da gideyim! 

hani bazı sabahlar vardır. kış sabahları. birbirinin aynı. gitmek istemediğin bir iş. çıkmak istemediğin sıcak bir yatak. akşama kadar uyumak istediğin bir oda. ha bir de yarım kalan rüyanın sonunu görmek istediğin soğuk geceden ödünç alınmış sabahlar ki. oraya hiç girmeyelim. 

bu sabah ama. farklı. içimde bir sevinç. sebepsiz. ama yok hayır. senle ilgili olmalı. kış ortasında açan güneş gibi. başka hiç bir şey sevindiremez. beni. tutmasın kimse. yazmak istiyorum. içimde tomurcuklanan bu şeyi.  gülüşünü. yüzünü. özgürlüğünü. sonra ellerini. şefkat kokan saçlarını. ağır, mütevazı adımlarını. bulutlarla dans eden hüznünü. umut veren gözlerini. insanı sıcacık saran havanı. anlatmakla bitiremeyeceğim güzelliğini. bu sabah diyorum. başkasın. 

içimde garip bir sevinç.

.
sıla - tam da bugün


30 Kasım 2016 Çarşamba

diyorum ki

her sabah. her sabah. ne gereksiz meşgalelerimiz var. sakal traşı olmak. işe gitmek gibi. oysa böyle soğuk ve yağışlı havalarda genel tatil ilan edilmeli. işe gitmek taammüden yasaklanmalı. çünkü ve zira; özlemlerimiz büyük. duygularımız sisli.

neyse ki hemen arkasına tünediğim şoför zevkli adammış. ahmet kaya dinliyor. dinletiyor. 
saçlarına diyor. yıldız düşmüş diyor. koparma anne diyor. 
o an. içimde bir şeyler oluyor. durmuyor. dışıma taşıyor. üşümesin diye ceplerime sakladığım ellerimi çıkarmak zorunda kalıyorum. çalakalem yazmaya başlıyorum..
..
soğuk ve buğulu camdan bakıyorum şimdi hayatıma. taşrada sakinlik arayan yazarın romanına bir türlü bulamadığı giriş cümlesi gibiyim bugünlerde. kayboldum. tam bir sonuç çıkaracak gibi oluyorum. ahmet kaya giriyor araya.

dışarda kar yağıyor. benim içime yağmur.
.
sonra sen geliyorsun aklıma. doğrusu. hiç gitmiyorsun. gitme de zaten.
ben çünkü sevdim. seviyorum. seveceğim. içli bir şarkı gibi. soğuktan buz kesmiş ellerimin aniden ısınması gibi. fırından yeni çıkmış ekmek kokusu gibi. sebepsiz içe dolan sevinç gibi. 
bilirsin. teşbihte hata olmaz. son da olmaz sevgilim. 
diyorum ki; sen benim en güzel düşüncemsin.
şahsen ben sana öyle ulu orta, dünyanın dilinde eskimiş ve üstelik tarihi bir yapım ekine ulanmış bir isimle hitap etmek yerine benim için ifade ettiğin her anlamda, her duyguda seslenmek isterim sevgilim!
mümkün olsa hepsini aynı anda ve aynı ses uyumunda bir çırpıda söylerim. lakin bu mümkün değil.
belki aynı anda söyleyemem ama yazabilirim.
son tahlilde diyorum ki sevgilim; yine böyle soğuk ve yağmurlu bir günde işe gitmeyelim. hayallerimizin peşine düşelim.
.



28 Kasım 2016 Pazartesi

beklemeden

sanki kasımın gidişine ağlıyor gökyüzü. puslu ve gri. geceden beri hiç dinmedi gözyaşı.

gidecekse diyorum. böyle yağmurlu bir günde gitmeli insan. ruh ve vicdanımızı çünkü. böyle bir sağanak temizleyebilir ancak.

"hayal gücün çok geniş" demişti bu sabah dostum fiko. ömrümün en uzun, en netameli emarında. onca gürültü, takırtı. asfalt matkapları. metallica konserlerine benzer ama çok daha yüksek ses ve ritimli davul sesleri. üstelik mezardan bozma makina aralığı. 
insan ya ölür ya da şair olur bu aralıkta. ben hiç bir şey olamadım. 
kuş ve su sesleri duydum sadece. 'kulaklığa bu sesleri özellikle siz mi veriyorsunuz' diye sordum. 
güldü sevgili teknisyenim. 
o'na söylemedim ama. gerçekten vardı su ve kuş sesleri. sırtını ormana, yüzünü göle dönmüş bir de ağaç ev. hayalimdeki gibi evet. ama ve lakin sen yoktun. çok kalmadım o yüzden.

belki başka bir hayale...

hem yağmur diyorum. ne güzel yağıyor..

içinde 'mavi kazağını ve hüzünlü gözlerini düşündüm' repliği geçen tuhaf bir yalnızlık senfonisi izledim cumartesi. doğrusu yarım bıraktım. tıpkı cuma gecesi hırvat filmini ve pazar akşamki fransız filmini bıraktığım gibi. bu tamamlanamamışlık üzerine bir kaç kelam edilirdi ya... pratik karşılığı olmaz şimdi.

hem hayata ve mutluluğa dair altın cümleleri pek mahir kurarız da mutsuzluğumuzu aynı maharetle anlatamayız. kaldı ki mutsuzluk anlatılamaz. sadece şarkılarda dinlenir, kadehlerde içilir ve yalnız yaşanır... cümleleri de öyledir mutsuzluğun; esir kampından toplanmış gibi yara bere içindedir, takâtsizdir her bir kelimesi... nihayet. ne kadar anlatırsan anlat. yarımdır...

tüm bu kırık-dökük kelimeleri ve dahi devrik cümleleri beş çayımı beklerken yazıyorum şimdi. çaysız çalışamam. bilirsin. hüzünlenirim. 
elbet seni de düşünürüm. 

ısrarla cama vuran yağmur damlalarının sesleri. radyoda çalan içli şarkılar. yazdığım her cümlenin sonundaki noktalama işaretleri. nasıl oluyor da hepsi bir anda sana bağlanıyor. şaşıyorum. elimi-kolumu koyacağım yeri bulamıyorum. çayı bekliyorum.

22 Kasım 2016 Salı

beethoven

sıradan ama imkansız hayaller geliştirmekteyim. hüznümüz çünkü sevgilim. gözlerimizden çok dinlediğimiz şarkılarda ele veriyor artık kendini. 

bu sabah. üç saniye ile kaçırdım metroyu. ezbere bir hüzünle. bir veda nazarıyla baktım yüzüme kapanan kapıya. halbuki 4 dakika sonra yenisi gelecekti. yine de çok üzüldüm. kapının hemen solunda oturan kadın ne çok benziyordu sana.

biraz sıla. biraz kasım. ve biraz da ellerimin üşümesi.
hepsi hüznüme dahil.
kuşlar hariç.

sadık haklıydı. hep haklıydı* 
iyiler, güzeller lakin her defasında içimizden bir şeyler koparıyor bu şarkılar.
gözyaşlarımız içtiğimiz çaya karışıyor. sonra kana. sonra sonra hüznümüze.

ama ve yine de şükür. 
çok şükür.
çay ve müzik olmasaydı. nic'olurdu halimiz. nic?

şimdi mesela. nev diye bir şarkıcı var. radyomda. "yaz dostuumm" diyor. barış manço ağzıyla. bilmiyor ki ben zaten yıllardır yazıyorum. ve beni sana yazmışlar. bak bunu da sen bilmiyorsun.

arka fonda diyorum. radyo voyage çalarken hayallerimiz düşlerimize karışıyor.

yoksa bu çalan beethoven mı?

ah sevgili dostum ludwig.

ahh.

büyük hırslar. küçük insanlar. bazen kendimi onlar gibi düşünürken yakalıyorum. hemen soğuyorum kendimden. lakin vazgeçemiyorum.

zira ismini vermek istemediğim bir bankanın not kağıtlarına yazdım gün boyu. şimdi bloga. oradan orta ve yakın dünyaya. transport. export. output.

nasıl da önemli sayıyoruz kendimizi.
halbuki hepi topu üç beş devrik cümle.
ama.
ama işte.
mutlu olmasak bile hissedilir bir kıvanç.
şakaklarımızdaki. 

oysa cümleler geçici. hüznümüz bâki.
.
sıla - ne çok

* sadık yalsızuçanlar - garip
** hasan ali toptaş - gölgesizler