29.11.2018

oyun

bir oyun tutturdum ne vakittir. rastgele bir şarkı açıyorum. hangi sanatçı çıkarsa ve telefonumda ne kadar şarkısı varsa eve gidene kadar sadece o şarkıları dinliyorum. in the name of father filmindeki gerry gibi adam asmaca da oynayabilirdim elbet. yahut dolmuşun kirli camından süzülen yağmur damlaları arasından yansıyan renk cümbüşünü ve dahi özenti ama özensiz dükkan isimlerini de okuyabilirdim. veya bindiğimden beri dedikodunun kırk türlüsünü yapan arkamdaki ablaların dallasvari hikayelerinden yeni bir hikaye de kotarabilirdim. hiç birini yapmadım. kendi oyunumu oynadım.
.
emre aydın çıktı bu akşam. 
kasım ayının sonu. soğuk. yağmur çiselemiyor, rüzgarla birlik olup adeta adam dövüyor. hem zaten bu havada rahmetli leonard cohen çıkacak değildi herhalde..
neyse.
ellerim ama ilginçtir bu akşam şaşılacak kadar sıcak. bunu yanıma oturan kızcağızın hohlayarak ısıtmaya çalıştığı ve birbirine sıkıca kenetlendiği ellerinden daha iyi anladım. ilk o vakit farkettim ellerimin üşümediğini ve dahası sıcaklığını. hani yanlış anlamayacağını bilsem ısıtırdım ellerini, ellerimle. zayıf, çelimsiz bir kız. d vitamini eksik kesin. kucağındaki kitaptan anladığım ya ingilizce kursuna gidiyor yahut yabancı dillerde okuyan bir üniversiteli. elleri çok üşüyor. ovuşturuyor, üflüyor. yok ısınmıyor bir türlü. aksine benimkiler tarihinin en sıcak günlerini yaşıyor. rusya’nın sıcak denizlerine inmesi gibi bir şey. 
..
işten erken çıktım güya. her vakit uçan kaçan dolmuş bu kez olmayan trafiğe rağmen gitmek istemiyor. yılmaz erdoğan’ın yolculuğundan bile uzun sürüyor seyahatimiz. üstelik otlu peynir kokusu da yok. safi mazot. biraz arada açılan kapıdan içeri dolan soğuk havanın kokusu. biraz elleri üşüyen kızın parfümü. 
..
onlar gibi değilim ben” diyor emre aydın. peki ben kim gibiyim?
düşünüyorum bu alacakaranlıkta. trafiğin en çekilmez sathında. fazla sürmüyor cevabı bulmam. ben tabi ki babam gibiyim. çayı içişim. gülüşüm. kaşlarımı çatışım. tabi ki huzursuzluğum. 
..
şimdi aklımda bir şey var. karanlık, uzun bir yol. mevsimsiz. kokusuz. uzak bir diyar. ama renkli. gecenin siyahına galebe çalan parlak bir mavi. yine de dünyada sadece üç renk kalmış gibi. gecenin siyahı. parlement mavisi ve yoldaki sarı ışıklar. bir de koşuşan insanlar. dört, beş,sekiz, tam on iki siyah kafa. bir şeyler konuşuyorlar. ama anlamıyorum. otobüse biniyoruz. hala konuşuyorlar. ben yine bir şey anlamıyorum. camdan dışarı bakıyorum. babam, yolun ortasında. işaret ve orta parmağının arasına sıkıştırdığı maltepe sigarasıyla el sallıyor. babamın pantalonu mavi. parlement mavisi. montu siyah. geceden kara. yüzü..yüzü? yüzü aydınlık. çok aydınlık. güneşten bile. çekil kenara diyorum. ezileceksin. tüm çocuk korkumla. duymuyor. karşıdan kocaman ışıklarıyla devasa bir şey geliyor. babamı alıyor. siyah kafalı adamlar bir şeyler konuşuyorlar. iyi adamdı emin bey. onu çok özleyeceğiz.
..
elleri üşüyen kız indi. şoför dört kez hatalı sollama yaptı. emre aydın bir tur şarkıyı bitirdi. ikincisine başladı. ama yağmur hiç dinmedi bu akşam. bir gün de diyorum; havalar çok daha soğumadan ve yağmurlar kesilmeden sebepsiz yere işe gitmeyip öğlene kadar yataktan çıkmamalı. öğleden sonra da deniz kenarına inip kuşlara simitti, ekmek içiydi bir şeyler vermeli. ve denize en yakın, en soğuk çay bahçesinde su bardağı ile çay içmeli. bir gün diyorum yapalım bunu..
..
.
emre aydın - çocuğum belki


aşk


böyle havaları çok seviyorum.. 
                                            istanbul, kasım 2018
.

son çalan şarkı : placidodomingo

25.11.2018

içinden kuş geçmeyen fotoğraf, fotoğraf değildir..

denizi görüyorum bazen. buradan, yeni evimden. bu beni mutlu etmiyor. fakat mutsuz da etmiyor. bazen dakikalarca, öylece bakıyorum. kirli, gri binaların arasından. mavi çok uzak. ama biliyorum orada. bir tutam su. hareketsiz. bazen donuk. bazen parlak. adaların ve pusların arasında. iki kanat çırpımı mesafede. zaten kuşlar da en çok o yöne uçuyorlar. bu akşam misal; gün batımında hem denize, hem güneşe uçtular. duramadım, telaşlandım ben de onlar gibi. bir sürü fotoğraflarını çektim. hüzünlü güneşin. çılgın kuşların. eksilen bir günün daha...




sonra içinde kuş olmayan fotoğrafları sildim. yeniden çektim. yine sildim. defalarca. onlarca resim..
bunları niye yaptım, kuşları görünce neden aklım başımdan gidiyor yani? 
inan hiç bilmiyorum. bildiğim bu dünyada bana huzur yok sevgilim. oysa kaç ay oldu pessoa’ya elimi sürmedim! hem bilirsin benim huzursuzluğumun kitabı yok. doğuştan! 
gerçi bu düşüncemin kuşlarla da bir ilgisi yok. pazar günleri baş suçlu galiba. sonra ve biraz kitaplar. biraz filmler. biraz keşkelerim. biraz korkaklığım. ama ve sanırım; en çok da hayatı yanlış sorudan cevaplamaya çalışmam. o vakitler susanna tamarro’yu okumuş olsaydım belki, dinlerdim içimdeki sesi. hayal görüyorsun mithad demezdim. 



bazen de itidale davet ediyorum kendimi. böyle olması gerekiyormuş diyorum. içimde kaybolan huzur ve güven ortamını tesis etmek için devrik cümlelerden teselliler icat ediyorum. filmlerden ve kitaplardan alıntılar yapıyorum. halbuki hayatın film ve kitaplardaki gibi olmadığını öğreneli bir asır olmuştu. lakin insanız. umut etmek istiyoruz..
biri alman, diğeri ingiliz patentli peş peşe iki filmin sonunda düştüm bu çukura. siyah ekranda beyaz yazılar akarken anlamını bilmediğim final şarkısında yuvarlandım boşluğa. her pazar içime çöreklenen anlamsız sıkıntıya hapsoldum. oysa çırpınmanın faydası yoktu. geçmeyecekti. insan belli bir seneden sonra etrafına ve en çok da kendine belli ettirmek istemese de hem kendini hem hayatı çok iyi tanıyor. ötesi zaten lafügüzaf. tecahül-i arif. hüzne bulanmış şarkılar.
.
.
s e z e n  a k s u - gidemem

24.11.2018

beş vakit - 18

sabah:
yirmi yedi ekim listemdeki kırk şarkı eşliğinde kadıköy’e uçuyorum. gripmiş, kırgınlıkmış, burun akıntısıymış. vız geliyor sevincime. bayram sabahındaki çocuk heyecanıma. oysa daha bu sabah kolumu dahi kıpırdatmak zul gelirken kadıköy’ün ılık hatırası zihnime üşüşüverince kendimi bir anda durakta buldum. şimdi lila renkli bir otobüsün teker üstünden yazıyorum. seni bilmem ama ben kadıköy’ü çok seviyorum doktor. uzak kalınca daha çok anladım bunu. hem aynı şey değil belki ama gurbet hasreti çekenler gibiydim kaç aydır. ve şimdi rahmetli raşit taha’nın unutulmaz ezgisiyle şahlanıp göztepe rampasından iniyoruz. keyfime diyorum, diyecek yok..
..
.
öğle:
güzelliğinin çok farkında. belki bundan, belki başka saiklerden siyah mini eteği, açık yeşil hırkası ve uzun sarı saçlarına aksesuar ettiği yakılmamış uzun marlborosu ile zafer kazanmış komutan gibi girdi piraye cafe’ye. yanında iki de kılıksız adam. tüm dikkatleri üzerine çekmek ister gibi oturur oturmaz şen ve şuh kahkahalar patlattı. sonra iki kadın daha geldi masalarına. cafenin gayrisafi gürültüsü içinde kayboldu sesleri ve görüntüleri. peki ben nasıl düştüm buraya?
aslında amacım ve hedefim farklıydı osmanağa camii girişinde. balıkçılar çarşısı, sahafların sokağından direk moda’ya çıkmaktı niyetim. lakin yılların verdiği alışkanlıkla sakız gülü sokağı’na girmişim. farkettiğimde ise rexx sineması’na çoktan gelmiştim. bozmadım yönümü. ipek yolu’nu takip eden kafile gibi ezberimdeki rotayı takip ettim. kırmızı bir tramvayın peşinden önce bahariye’ye sonra da nazım hikmet’e girdim. sonra işte o sarışın.. yazdırdı bana kendini..
kafanı kaldırdım. gitmişti.. yoksa..
yoksa hiç gelmemiş miydi?
..
.
ikindi:
dışarısı buz gibi. lapa lapa kar yok belki ama hava buz kesiyor işte. lakin minibüs sıcak. ve kaloriferin tam üçündeyim. üstelik cam kenarı. dışarıda koşuşturan cumartesi insanlarını izliyorum gayri ihtiyari. kulağımda dinginlik veren nefis bir melodi. işte tam o esnada açılan kapıdan içeri hücum eden ve yüzümü okşayan serinlik var ya doktor? onu da çok seviyorum...
..
.
akşam:
bugün yakın gözlüklerimden birine gözlük ipi aldım. kampanya varmış. allah'ın üç gramlık, beş liralık ipinde ne kampanyası olacaksa. esnaf zevzekliği işte. neyse...
şimdi işte uzak gözlüğümle tv'de beşiktaş'ımın gollerine bakarken boynumda asılı yakın gözlüğümle de tezer hanım'ı okuyorum. ne vakittir okumamıştım. eski bahçe~eski sevgi kitabından rastgele satırlar okuyorum. eski bir tanıdıkla konuşur gibi oldum. yine en çok gabuzzi hikayesini sevdim.
..
.
yatsı:
ne güzel şarkılar var*
.
..
* tezer özlü
.
le trio joubran - masar