17.5.20

she


hastane bahçesinde oturuyordum. içerideki hastamın çıkmasına daha vardı. rüzgar öyle tatlı, öyle şefkatli esiyordu ki bir an için kalamış’ta sandım kendimi. fakat değildim. öylece durmuş, bomboş yola bakıyordum. on beş dakikada bir falan araç geçiyordu. boş asfaltta kedilerle kargalar it dalaşı yapıyorlardı. karşıda, iki katlı evin balkonundaki kırmızı puantiyeli elbisesi olan kadın balkon demirlerini maviye boyuyordu. o sırada edip cansever “mavi huydur bende” dedi kulağıma sanki. ya da bana öyle geldi. ama yan balkondaki kıvırcık saçlı, sarışın kadının suladığı çiçeklerle konuştuğuna yemin edebilirdim. ama etmedim. çünkü konuşuyordu. sonra işte rüzgar gibi o geçti solumdan. önce kokusunu duydum. daha önce hissetmediğim, çok hafif, çok çiçek özlü, çok etkili bir koku. başım dönmüş müydü? evet. ama kokudan değildi. o öz güvenli, aynı zamanda umursamaz yürüyüşü, ben bu hayatın hem anasını hem babasını satmışım dostum havası, iki saniyelik göz göze gelişimizde ve ela gözlerindeki muzip bakışıydı döndüren başımı. üstünde bembeyaz bir gömleği vardı. altında mavi bir kotu. hızlı adımlarına eşlik eden beyaz spor ayakkabıları sonra. gömleğinin aksine, at kuyruk yaptığı simsiyah saçları beline geliyordu. acelesi vardı. ama müzik zevkinden tavizi yoktu. sanki yürümüyor. adeta dans ediyordu kulağındaki müzikle bütünleşip. eczanenin köşesinde kaybolana dek izledim bu dansı. sonra, biraz rüzgar essin diye dua ettim.
.
bebe - respirar