15 Ekim 2015 Perşembe

içim ürperiyor ya bir daha yazamazsam

ayıptır söylemesi bugün yine işe gitmedim. üşüyorum. çok üşüyorum. içim  ürperiyor sevgilim. evdeyim. ya sen?  haberin olsa gelip ıhlamur kaynatsan. içim ürperiyor. ben çok üşeniyorum.
.
gece dört buçuk gibi yoksa sabaha karşı mı demeli, saat dördü tam otuz iki gece üşüyerek uyandım. huzursuzdum. yutkunma güçlüğü çekiyordum. coğrafya sözlüsüne kaldırılmış öğrenci psikolojisinde çok sessizdim. sessizliği ayşe tunalı bozdu. "saatler mi durmuş yoksa zaman mı" dedi. cevap veremedim. otur sıfır dedi hocam şinasi bey.
tekrar uyandığımda dört kırkdokuzdu. zaman geçmiyordu sahiden. boğaz ağrım için ağzıma attığım ballı-limon pastil sol yanağıma sıkışmıştı. akide şekeri gibi kütür kütür yedim. yeniden yattım. kalktığımda saatler susmuş takvimler konuşuyordu. mutfaktaki saatli maarif 16 ekimi gösteriyordu. ama ben onbeş ekim olduğundan emindim. ayşe tunalı mı haklıydı yoksa zaman mı? bilemedim.
.
sabahtan beri üçüncü kez ses veriyordu emre aydın. o söyledikçe ben daha çok üşüyordum. klima yaz modunda onsekize sabitlenmiş gibiydi. kalktım radyoyu kıstım. olmadı. kanalı değiştirip radyo eksene çevirdim. üşümem geçmedi. radyoyu kapattım. tanpınar'ı açtım. okurken mandalinaya benzer yeşil kabuklu nesnelerden yedim iki tane. midem bulandı. kitabı bıraktım. yazmaya başladım...
.
dün akşam hiç tanımadığım bir adam yazmayı çok seviyorsunuz dedi. sanırım evet dedim kibarlığı elden bırakmayıp. biraz daha kalsaydı yanımda ukalalığımı görecekti az kalsın. neyse ki şanslıydık. ikimiz de görmedik bu yüzümü. çok sık seyahat edenler için leyleği havada mı gördün derler ya hani. çok uyuyanlara da çeçe sineği mi ısırdı ne?. peki ya benim gibi böyle atlı kovalar gibi peş peşe, gün ve gün yazanlara ne denir? bilemedim şimdi. bilmek de istemiyorum açıkçası. içim ürperiyor sevgilim. ya bir daha yazamazsam. korkuyorum. çok korkuyorum. seni eskisi gibi yazamamaktan. cümlelerimizin ikimize yetmeyeceğinden. oysa tek istediğim biraz duygu. ve bir klasik, biraz uyku. şarkıdaki gibi evet. ama sonra kilometrelerce yolculuk. bitmeyen bir seyahat hali. trendir tercih sebebim. uçaktan hâlâ ve ısrarla korkuyorum çünkü. otobüs olmaz. ama ve ya da tupturuncu bir vosvos ya da kıpkırmızı, günbatımı kıvamında karavan da olur. güzergah belli olmasın. hiç gitmediğimiz, hiç görmediğimiz yerler olsun. ve insanlar da elbet. çeşit çeşit insanlar. fotoğraflarını çekeyim mesela. sen de hikayelerini yazarsın. yorulunca ben yazarım sen fotoğraflarsın. cd çalarımızda nouvella vague'dan mala vida çalsın durmaksızın. bizim şarkımız olsun bu. anlamını bilmediğimiz şarkılardan en çok sevdiğimiz hani. coşkulu gibi ama biliyoruz ki ikimiz de hüzünlü. çok hüzünlü bir şarkı. çünkü hüznü seviyoruz. çünkü acıyan yerlerimize iyi geliyor hüzün. çünkü şarkı ispanyolca. çünkü bitmeyen yolculuğumuz da hüzünbaz sevişmelerimiz gibi. çünkü tıpkı doksanlık bir plak gibi dönüyoruz birbirimizin etrafında. dünyaya inat hem.
diyorum ki sevgilim gidelim buralardan..
.
nouvelle vague - mala vida