27.09.2008

2046 (2004)



- aşk zamanlama meselesidir. doğru insanla çok erken ya da çok geç karşılaşmak fayda etmez. onunla başka yerde ve zamanda karşılaşmış olsam hikayem daha farklı bitebilirdi!
.

12.09.2008

eylül 12

ufuk – tan – doğan ve güneş isimli hayat bilgisi kümelerimiz vardı. barakadan bozma bir sınıfımız, yerli malı yurdun malı haftalarımız ve simsiyah önlüklerimiz bir de. on iki eylüle vardı daha. . atmaca soyadlı gençten bir öğretmen gelmişti. o zamanlar solcu nedir, sağcı kimdir bilmiyorduk. ama kim, niye, nasıl dedi bilmiyorum. solcu öğretmenmiş dediler. erkekler ve kızlar haremlik selamlık oturuyorduk. erkekler ve kızlar bundan sonra karışık oturacak dedi. sevdim bu öğretmeni. karışık oturttu bizi. lakin başta ben olmak üzere tüm afacanları iki cadalozun arasına oturtunca bir de üstüne üstlük sarışın mavi gözlü kız da defterimi yırtınca sevmekten vazgeçtim bu solcu öğretmeni. net olmaya yakın az karıncalı hatıralar bunlar. flu olan ise o gün evimizden yaklaşık bir km uzaklıktaki okulda değil de bütün bir sınıfça hatta neredeyse okulca (hepi topu dört sınıftık zaten) bizim evin sokağında ne arıyorduk ve ne diye bağırıyorduk onu hatırlamıyorum. yılmaz’ın babası sendikacı hasan amca’nın minibüs durağında üzerinde gazete kağıtlarıyla niye yattığını, niye vurulduğunu da bilmiyorduk haliyle. küçüktük daha o zaman. ama şimdi büyüdük ve öğrendik ki küçükken de kirliymiş dünya.

1.09.2008

altı çizili kelimeler

nasıl olmasını istediğimi hiç düşünmediğim bir geleceğin gelip beni bulacağını inanıyordum. insan ya kendi kendine konuşur ya da yazar. kendi kendine konuşmayı makbul saymazlar. oysa ne fark var ki arada? bu satırları kaleme alarak kimseye hitap ediyor değilim. kendimi meşgul etmeye çalışıyorum sadece. herkesinki gibi benim hayatımda roman. hep ne olduğunu bilmediğim büyük eksiğinin yakında tamamlanacağını umduğum bir roman. sırtını dönmüş insan acı verir, hem kendine hem o sırta bakana.sırta bakan kendini yalnız hisseder, sırtını dönen içine kapanmış demektir. kapılar kapanmalıdır, dünya güvenilmez bir yerdir çünkü.kapısını kapalı tutmayan kirli suyun içeri sızmasına,kendisini çürütmesine,yok etmesine razı demektir,ama belki de doğrusu budur, dünya yorucu bir yerdir çünkü.üç çocuklu bir aile olarak yaşadığımzı yılları hatırlıyorum da, mutsuz değildik, ama mutlu da değildik. iki halin arasında olmaktık, mutlu/mutsuz, zengin/yoksul, sağlıklı/hasta, çalışkan/tembel, yerleşik/göçebe ve daha bir çok sıfat. hayatla kaynaşmış insanları izliyordum; alışveriş yapıyorlar, acele ediyorlar,yük taşıyorlar, telefonla konuşuyorlar, öfkeli görünüyorlardı. öte yandan yazabilirsem kendim olacağım sanıyorum.bir gün herkes kendisi olsun.kendi hikayem hafif hatta basit geliyor bana, basit hikayelerle oyalanmış bir ömrün sahibi olmak ise ağır geliyor, eziliyorum. zorlu bir nehri geçebilmek için uzanacak eli beklemek yerine, oynak olduğunu bildiğim taşlara basabilmeliydim. basamadım, olduğum yerde kaldım....
-------------- -------------------------------------------------------
ayfer tunç'tan (taş-kağıt-makas ve evvel otel)