dünyanın bir ucunda trump efendi şahsi ihtirasları için los angeles'ı feda ederken ben fakir, bir istanbul metrosunda vücudumun muhtelif azaları ağrılı vaziyette işi yarım bırakıp eve dönerken melike şahin dinleyip deniz aşırı hayaller kuruyorum ibrahim. kurduğum hayaller boşa gitmesin diye gayret ediyorum bir yandan. yazıyorum. çünkü vakit geçmiyor. altı durak, altı yıl gibi sürüyor bu coğrafyada. üstelik bir de hasta ve neşesiz olunca. aslında ve yani; sırf yazma alışkanlığım körelmesin biraz da ve her zaman olduğu gibi vakit geçsin diye karalıyorum dijital not defterime. belki de bloga koymadan sanal çöplüğe gidecek onlarca yazıdan biri olacak iş bu cümleler topluluğu.
hem topluluk demişken birden aklıma geldi. sovyetlerin dağılmasının hemen ardından yapılan spor müsabakalarında sanırım ilk kez kullanıldı “bağımsız devletler topluluğu” ifadesi. ama ne alaka?
işte onu diyorum ben de. karada ilk insansız savaş makineleri de ukrayna rusya savaşında kullanılıyormuş bugünlerde okuyoruz, görüyoruz. hem sadece dış güçleri değil içerdeki güç ve güçlükleri de okuyoruz, duyuyoruz elbet. fon krizi, mhk krizi, ekonomik kriz vs derken ulusal çöküşümüz ve çürümemiz durdurulamıyor. osmanlı bile böyle birden çökmedi. çökertemediler halilim. amaan ibrahim! ben söylemem sen anla. hem aşk yahut hırsızlık kaç kişiliktir? paramızı çalanlara veryansın ediyoruz da peki ya ruhumuzu çalanlara ne diyoruz?
yok ama kolaya ve ezbere kaçıp sadece bir mahalleyi, sokağı, evi suçlamayacağım şimdi. çünkü bu cenaze hepimizin. el birliğiyle yıktık şimdi de hep beraber yıkama ve kaldırma zamanı. ilk omuzu da günahsız olanımız uzatsın diyeceğim ama.. boşa konuşacağım. biliyorum. öte yandan bilmediğimiz ne çok şey var. bunu da biliyorum.. aslında hiçbir şey bilmediğimi de biliyorum..
oysa ve belki bu kadar açgözlü, bencil ve “cahil” olmasaydık metrodan inişte kapıya doğru koşan ablanın yüzündeki metroyu son nefeste yakalamanın verdiği mutluluk ve gözlerindeki ışığa daha çok sahip olabilirdik. ama işte yine de bilemiyorum ibrahim, bilemiyorum..
.
