pazar günleri artık eskisi gibi değil. yani sevdiğim filmlerden kate-leopold’da (2001) en sevdiğim aktris meg ryan’ın dediği gibi pazar günü çünkü çalışma gününden hemen önceki gündü ve bu yüzden zehirliydi. ama birkaç yıldır öyle değil. dolayısı ile nefret etmiyorum artık. ama bu huzur da vermiyor. yine erken kalkıyorum pazar günleri. yine üçüncü ve son bardak çayımı balkonda sokağı, serseri martıları, gökyüzünde gürültüyle uçan uçakları izleyerek içiyorum. müzik radarında yeni şarkılar keşfediyorum. misal bu sabah kazakistan’lı bir şarkı ve şarkıcı buldum. beşiktaşım doksan artıda galibiyet golü atmış gibi sevindim. lakin ve yeri gelmişken; “ya Allah bismillah Muhammed Salah” konusunda endişelerim var bayım. bir his diyelim. aynısını pascal nouma ilk geldiğinde hissetmiştim. yanılmamıştım. umarım bu sefer yanılırım.. ama ve hani; dar alanda kısa paslaşmalar’da (2000) hayat fena futbola benzer diyordu ya hacı (savaş dinçel). ondan işte pek emin değilim. biraz yumurta-tavuk meselesi gibi sanki. sonra simon kuper var. “futbol asla ve sadece futbol değildir” diyen. ki bunu son dünya kupasında trump ve soytarısı kel başkan dibine kadar, üstelik dünyanın gözüne sokarak gösterdi. neyse ki finalde “iyiler” kazandı..
pazar diyorduk dünya siyasetine girdik.
bazı sabahlar diyorum; imza töreninde salah diye bağırılan leandro trossard gibi başlıyorum güne. şaşkın. ne yapacağını bilmez vaziyette. öylece durup boşluğa bakıyorum. bu bazen ne vakittir görmediğim birini rüyamda gördükten sonra bazen içinden çıkılmaz bir ikileme saplandığımda bazen de hayatın yani futbolun çok üzerime geldiğini düşündüğüm, bu kadar da olmaz dediğim vakitlerde oluyor. her şey gibi sonra bu da geçiyor tabi. çünkü insanız. çünkü önce Allah’a sonra bilime inanıyoruz. hiçbir şey sonsuza değin sürmez. çiğ süt emmiş kafası karışık ademleriz. günlük telaşlara, önemsiz detaylara takılırız. hafıza-i beşer nisyanla maluldür sözünün en fanatik uygulayıcılarıyız. böyle olmalıyız. olmazsak çünkü yaşayamayız. yaşayamazsak yazamayız. çizemeyiz. üretemeyiz.
eskiden diyorum bayım; pazar günleri manasız bir sıkıntı kaplardı içimi. çırpınır, çırpınır kırk akıllı gideremezdi. şimdi de ara sıra uğruyor bu his ama artık bunca yıldan sonra öğrendim. çırpınmıyorum. sırtı üstü uzanıyorum. duygu nereye götürürse oraya gidiyorum. sonra yavaş yavaş kıyıma geri dönüyorum..
.
