gel çay içelim - kıyılar mutedil açıklar kaba dalgalı

gel çay içelim




dumanı üstünde semaverin fotoğrafını göndermiş ve “gel çay içelim” diyor saat 09:32 de. biliyor çay delisi olduğumu. lakin gel dediği yer buradan arabayla 400 km. kuş uçuşu ne kadar bilmiyorum. kanatlarım olsa hiç düşünmem uçar giderim. ama.. ama işte.. 
elbette teklifinde çok samimi. kırk yıllık çocukluk arkadaşım sonuçta. ama işte dedik bir kere… şartlar denen o vahim şeye sarılıyorum her zamanki gibi.. inşallah diyorum bir gün. bir gün inşallah dostum..
sonra işte kağıthane’nin boklu derelerindeki pırıl pırıl anılarımız geliyor aklıma. mahallenin altındaki levazım bölüğünden öbek öbek çıkıp çarşı iznine giden askerlerin önüne atlayıp “asker abi merhaba” demek için birbirimizle yarıştığımız günleri. karda kışta kilometrelerce gittiğimiz okul yolundaki şebekliklerimizi. kardeşi hafız’ın bir piknik gününde kimyasal havuzuna düşüşünü. mahallenin fenni sünnetçisinden apartmanın çatı katına kaçışımızı. taştan kaleli çift kale maçlarda kanattığımız dizleri, eskittiğimiz pabuçları semaverin dumanı gibi burnumda tüterek biraz da içim sızlayarak ilk sayfasından son sayfasına bir albümü çevirir gibi gözümde canlandırdım. 
ve inşallah bir gün dedim sessizce..
.