kahvemi alıp balkona, cüretkar mayıs güneşinin huzuruna çıktım. önce müziği, sonra zarifoğlu’nu açtım.
..
önüme düşen ilk altı çiziliı paragrafta diyor ki üstad;
“elimizdeki bütün işleri bırakıp evlerde, parklarda, yollarda öbek öbek toplanıp ve dağ başlarında bir araya gelerek omuz omuza yaslanarak düşünelim.
hiç aşık olduk mu?
neye aşık olduk?
onu nasıl karşıladık?”
..
bir süre durdum öylece. sonra yukarıdaki güneşe baktım. yüzümde güneşin sıcaklığını ve rüzgarın serinliğini aynı anda hissederken kuşların melodisibe karışan komşu balkonlardan gelen seslere kulak verdim.. nihayet soluma dönüp artık bacakları paslanmış, emektar katlanır masaya ve üstündeki eşyalara mavi fincana, mandal sepetine ve
iyi geceler bayım yazan mevlana idris kitabına baktım. ki tüm bu sesler, görüntüler ve hissedişler okuduğum bu zarif paragraf üzerine bir şeyler çağrıştırsın da iki kelam edeyim istedim. ama ve lakin atalarımız güzel söylemiş; zorla “güzellik” olmaz.
olmuyor.
.
