hiçbir şey değil de sevgili leyla, bu duygusallık diyorum sonumuzu getirecek olan.
..
turnamın yolu mu şaştı, selamım yolda mı düştü diyor ya fondaki sanatçı. işte o an boğazıma gemici düğümü atıyorlar sanki...
mezarlıktan eve gelene kadar, yani otobüs durağına bin iki yüz adım atarken, yani otobüsle minibüs aktarmasına giderken, yani minibüsle annemin evine ya da devrik özel’in deyimiyle baba ocağına gelene kadar çevirip çevirip merbure dinledim bu sabah. taksiyle geldiğim yolu bilerek uzattım. uzattıkça kanadım. kanadıkça üç kıtalık şarkının her mısrası, her bir özlemime ayrı bir cam kırığı olup battı. yine olsa yine yapardım!
..
annem artık yürümekte bazen ayakta durmakta zorlanıyor. taksi ya da özel araçla da olsa iki bayramdır babamı ziyaret edemiyor. selam söylüyor sadece dumanlı gözlerle. “hadi sen git oğlum, selam söyle” diyor ciğerden gelen bir seda ile.
..
uzun, upuzun bir çam ağacının altında yatıyor babam çeyrek asırdır. dünya telaşının ne saçma, ne boş bir şey olduğunu en çok o ağacın altında idrak ediyorum.
..
annemle beraber geldiğimizde dakikalarca ayrılmazdı mezarın başından. yabani otları yolar, mermerleri eskitene kadar silerdi. yalan yok kızardım ona. iki bayramdır ondan daha çok kalıyorum mezarın başında. yukarıdan kendime bakıyorum. aynı onun gibi otları yoluyor, mermerleri siliyorum. kuşlar için konulan sulukları temizleyip suyla dolduruyorum.
..
dönüş yolunda adalar’ı, marmara denizini gördüm tepeden aşağı. ellerinde çiçekler, yasinler yeni ziyaretçiler geldiler ben çıkarken. içimdeki yetim sessizlik yerini fırtınalı bir duygusallığa bıraktı. acı acıyı, çivi çiviyi sökecekti. çünkü kurtuluş yoktu tek başına!
..
bu duygusallık diyorum sevgili leyla; bisiklete binmek gibi bir şey. bir kere kaptırdı mı insan kendini daha da iflah olmuyor. olmuyor valla!.
.
