pazartesi, on üç nisan - kıyılar mutedil açıklar kaba dalgalı

pazartesi, on üç nisan




bir belediye kafeteryasında üşümeyle terleme arafındayım. gölgede üşüyorum. güneşte terliyorum. kendimce çözüm buldum bu duruma. vücudumun bir yarısını güneşe, diğer yarısını gölgeye bağışladım. hepimiz mutluyuz şimdi. hatta demli çayım bile. ve dinlediğim müzik. ve devrik cümlelerim. hepimiz diyorum aslında bir aile gibiyiz.  
.
yine kaçtım insan yoğunluğundan. ekseri çoğunluk kafenin denize ve yeşilliğe bakan ön tarafında oturuyor. ben vızır vızır arabaların geçtiği caddeye bakıyorum. sırtımı sarı duvara dayadım. okuyor, yazıyor, içiyorum. (çayımı elbette). 
..
arada ellerinde sigarayla kafe görevlileri geçiyor yanımdan. sigara kokusu genzimi yakıyor. bir şey söyleyecek gibi oluyorum. ben söyleyene kadar adam çoktan gitmiş oluyor.
..
bazen de yeni müşteriler, çiftler, yakın arkadaşlar geliyor. elektrikli son model arabalarını park edip el ele, göz göze yanımdan geçiyorlar meyve özlü parfümleriyle. kimi siyasetten, kimi magazinden iki üç kelime yakalıyorum geçip giderlerken.
.
sonra işte o geldi. hayır önce, dünyayı saran kokusu geldi. ismini bilmediğim, asla bilemeyeceğim bir çiçek gibi kokuyordu. okuduğum kitabın altmış altıncı sayfasından başımı kaldırınca bir an için göz göze geldik. ama ve sanki ikimiz de suçlu hissettik. kaçırdık gözlerimizi aynı anda. o çantasından ayakkabısına baştan aşağıya simsiyah kıyafetleriyle güneşin doğduğu yöne giderken ben çayımdan bir yudum aldım. güneşli bir pazartesi günü..
.