demir perde - kıyılar mutedil açıklar kaba dalgalı

demir perde




yıllar geçtikçe demir perde ülkeleri gibi daha bir içe kapanıyorum. sahilde kaderine terk edilmiş batık bir gemi gibi hissediyorum bazen. eskiden diyorum istanbul kaosuna aldanmaz ve aldırmaz vaziyette o semt senin, bu ilçe benim cirit atardım. mesafeye bakmadan kadim dostlarla buluşurdum. şimdi bırakın gidip gelmeyi düşüncesi bile yoruyor. mecbur kalmadıkça sokağa çıkmak, kalabalığa karışmak istemiyorum. insanların küçük büyük bütün olumsuzlukları, umursamazlıkları daha doğrusu gösterişçi bencillikleri batıyor bana.

pakistanlı bir kardeşimiz nerden ve niçin bulduysa 2023 mayısındaki şirince’li gedelek’li yazımı bulmuş. okudum. tuhaf hislere kapıldım. o güne gittim. aslına bakılırsa o günde dünya ve ülke olarak çok iyi değildik. ama bir umut, bir hayat belirtisi vardı sanki. düşünürken yorulmuyorduk. enerjimiz, isteğimiz -en azından benim- her şeye rağmen yerindeydi. şimdi, dün, bugün, on dokuz nisan pazar günü saat dokuzu yirmi dört geçe beni çepeçevre saran “tüm bu yaptığım şeyleri yapmaya devam edeceğim de ne olacak?” duygusu hakim..

emrah serbes’in bir sözü geliyor aklıma.
diyor ki serbes; “insan en az üç kişidir. kendisi, olmak istediği ve aradaki farkta yaşayan üçüncü kişi. en gerçekçisi de bu üçüncüsüdür. ne kendin kadar huzursuz ne de olmak istediğin kişi kadar hayalidir."
düşünüyorum bazen, bu arada kalmışlık, bu araf tedirginliği mi bize yani bana bir arpa boyu yol kat ettirmeyen. olduğumuz yerde saydıran. harekete geçmemizi engelleyen?

yaşama sevincimizi kim çaldı? ya da neden koruyamadık?
okuduğum bir güncenin kahramanı diyor ki, "x yazarın yeni romanı çevrilmiş. okumak için heyecanlanıyorum.." 
düşünüyorum da bir kitabı okumak, bir filmi izlemek yahut herhangi bir eylemi yapmak için en son ne zaman böylesine heyecan duydum? 
derin bir sessizlik..

filmlere ara verdim gibi. bol bol dizi izliyorum bugünlerde. ama öyle ahım şahım birine rastlamadım. polisiye, casusluk tarzı diziler. vakit geçirmelik sadece. insana bir şey katan diziler değil. öte yandan, uzun zaman zaman sonra aynı anda iki hatta üç kitap birden okumaya başladım. bülent çallı'nın distopik kitabı istanbul posta treni, meltem gürle'nin irlanda defteri ve alper hasanoğlu'nun günler kitabı. aklıma geldikçe hepsinden azar azar okuyorum. bazen de küçük, hoş sürprizler oluyor. misal geçen hafta bitirdiğim harry hole dizisinin adının okuduğum kitapta geçmesi gibi. meğer norveçli yazar jo nesbo'nun polisiye bir kitap serisinden yapılmış dizi.

benim de bitmeyen, sona eremeden taslaklarda bekleyip duran yazı serilerim oluyor. bir an için yoğun bir istek doluyor içime, çalakalem yazmaya başlıyorum. ama sonra ya kapı zili giriyor araya ya bindiğim otobüs ineceğim durağıma geliyor yazı yarım kalıyor. sonradan tamamlamak da içimden gelmiyor. bilemiyorum, yarım kalmış mektuplar misali belki buraya iliştiririm onları da bir gün..
belki..

.