316- parça kumaş : kursakta tıkanıp kalmış ama söylenmese de olur tadında yazılmış fakat bir türlü söylenememiş sözler lakin geriye bakılıp okunmamış cümleler. günlerdir taslaklarda. yayınlamaya elim gitmiyor. silmeye gönlüm razı gelmiyor. annem çok eskiden kullanılmayan parça kumaşları atmaz. minder, kırlent örtüsü falan yapar mutlaka değerlendirirdi. şimdi işte; ben de bu taslakları bazı şeyler kategorisinde yayınlamak isterken aklıma geldi annemin güllü dallı parça kumaşları. gerçi aynı şey değil ama.. bilemedim. bilemedim.
317- hayat tuhaf :yıllanmış yorgunlukla gecelik uyku halim iç içe geçmiş vaziyette orta kapının ağzında dikiliyorum. ortaköy caminin önünden ağır tonajlı bir tankerin geçişinde bir metrobüs dolusu insanın düşünceleriyle hayalleri birbirine karışmış görüyorum. öte yanda sarı çizgiyi geçmemeye özen gösteren metro yolcuları sıralanmış uzunçayır ünalan hattında. hepsi birbirinden farklı. ama amaçları aynı. bir an önce evlerine gitmek. ağır metallerle birbirine bağlanan metro ve metrobüs hatları gibi bu insanların da kaderleri sanki birbirine ekli. hayat diyorum bazen ne tuhaf ibrahim.
.
318- yeni hayata hazırlık(2025) : bir alışveriş merkezinin yemek katında sağlıksız beslenenler ordusunun bir neferi olarak yemek hazır zilimin çalmasını bekliyorum. beklerken de insanları izliyorum. iştahla yiyenler, benim gibi yemeğini bekleyenler. yeni gelenler, yemeğini bitirip gidenler. ama en çok da masada kalan tepsileri toplayanlar. büyük bir titizlikle ve robotik hareketlerle rengarenk yemek tepsilerini topluyorlar. bu bana iki gün önce izleyip de unuttuğum preparation for the next life (2025) filmini hatırlattı.
kaçak olarak amerika’ya girip hayata dair çok fazla umudu ve hayali olan uygur kızı ayşe ile amerika’nın ırak’ta uydurduğu savaştan dönüp hayata karşı hiçbir arzusı kalmayan 23 yaşındaki skinner’ın kaderlerinin kesiştiği yerde birbirlerini severek tutunma çabasını oldukça yalın bir dille anlatan, çok iddialı olmayan ama kendini usul usul izleten bir filmdi. hayatını kazanmak için ne iş olsa yapan ayşe de bu tarz fast food lokantasında tepsi topluyordu bir ara. filmle gerçekler bazen iç içe geçiyordu. herkes kendi hayatının filminde oynuyordu aslında. sadece tepsileri toplayan ya da o tepsileri hazırlayan tezgahtarlar değil her biri ayrı meslekten olan sadece tıkınmak için 10-15 dakikalığına orada olan bizler de kendi filmimizin içinde oynuyorduk aslında.
.
319- tutamak: hayat bu ya! bir keresinde sanki yüzyılın ilhamı gelmiş gibi hikaye yazma histerisine kapılmıştım. baş karakterin ben olduğum, gerçek değil ama gerçekleşmesinin muhtemel olduğu aslında hem olmasını istediğim hem de olmasından ölesiye korktuğum tuhaf bir hayat hikayesiydi. kurgularla, imgelerle ve hayallerle dolu hikayenin içine gerçek karakterleri de karıştırıp tamamlamıştım. ciddi ciddi oturup yazmıştım. her ne kadar acele ettiğimi bilsem de bana göre olmuştu. ama hikayeyi okuttuğum dostlarımdan ikisi olmadığını noktasına, virgülüne kadar söylemişlerdi bana. o vakit anlamıştım benden olmayacağını. üzülmüştüm ama gerçek dostlarımın olmasına da sevinmiştim. hala dostlarım onlar. çünkü hikayelerini okuyup gerçek düşüncelerimi söylediğim için bana küsüp uzaklaşan bazı arkadaşlarım gibi davranmadım onlara. daha çok sarıldım. ama o günden beri hikaye kurgulamıyorum, roman planlamıyorum. yarışmalara katılmıyorum. sadece yaşadıklarımı unutmamak ama ve belki dünya ağrısını unutmak için yazıyorum. ve kabul, arada abdülhak şinasi’nin fahimbey’i gibi hala olmayanları olmuş gibi yapıp uydurmayı, olmayanların dünyasında varmış gibi yapıp kendimce edebiyat yapmayı çok seviyorum. son tahlilde; herkes şu hayatta düşmemek, yerlerde yuvarlanmamak için bir yerlere, bir şeylere tutunuyor. ben de işte bu devrik cümlelere tutunuyorum amirim.
elise de lune - froid