hanlar hamamlar, hocalar ve çekirgeler .. - kıyılar mutedil açıklar kaba dalgalı

hanlar hamamlar, hocalar ve çekirgeler ..

Eminönü eski hanlar tarihi yarımada

büyük yeni han derler. eminönü’de bir yer. çakmakçılar yokuşunda. hiç bilmem. daha önce gitmedim. oysa ki sorsan kırk yıllık İstanbulluyum. hatta ve hakeza, okul ve iş sebebiyle 4 yılımı da bu tarihi yarımadada geçirdim. ama işte bilemedim yine de. ilk kez gittim..

.
fotoğraf hocam önde ben ardında. tepemizde şakır şakır haziran yağmuru girdik içeri. dört minik kedi yavrusu karşıladı bizi. sonra hanın çaycısı mehmet ali elinde tepsisi “abi şöyle yakışıklı bir fotoğrafımı çeksene be” dedi. çektim. hoca da kedileri çekti. o sırada, bir köşedeki kırmızı puntolu yazı dikkatimi çekti. savaş ya da felaket haberi  yapan muhabirlerin soğukkanlılığında üzerine çok düşünmeden deklanşöre bastım. sonra biraz düşünür gibi yaptım. ama yine düşünmedim. eskiden olsa ana fikrinden fiil çekimine oradan dolaylı ve zarf tümlecine kadar irdelerdim bu sözü. adı konulmamış felsefelere takla attırırdım. çünkü içinde AŞK vardı. çünkü kırmızı vardı. arzu vardı. ihtiras ve hayal kırıklığı vardı. sonra öğrenilmiş çaresizlik. umutsuzluk vardı. hayatın kendisi vardı. lakin dönüp bir daha bakmadım. kime ve neye içerlemiştim. ya da içerlemiş miydim? bilmem. hoca alacalı yavru kediyi de sevdikten sonra “hadi gidelim” dedi. kan kırmızı yazıdan son bir poz çekip sessizce ayrıldım alandan.


.
uzaktan görüyorum onu. yedinci kattan. ilk olarak zerdeçal renkli tişörtü dikkatimi çekti. sonra saçlarından daha koyu olan gözlükleri. omzuna inen düz siyah saçları. yaklaştıkça sağ elinde kayısı, sol elinde kiraz taşıdığını gördüm. mavi kot pantolonunun altındaki kırmızı spor ayakkabılarıyla ikindi vakti hüzünlü bir filmin kapanış sahnesi gibi geçti bizim sokaktan. 
.
.
kapalı çarşı’nın içinde başka bir han. zincirli han derlermiş. sahiden de her tarafından zincirlerle bağlı. iki katlı. selçuklu’dan kalma gelenekmiş. kışın oluklardan akan sular donunca buz olarak bu zincirlere sarılırlarmış. yine alt kattaki taraçaların üstüne yağan kar ağırlık yapıp çökmesin diye o çatıları tutmak için kullanılırmış bu zincirler. çaycısının çayı da müthiş güzel. ben zaten ustanın çayı doldurmadan önce sıcak suyla bardakları haşlamasından anlamıştım güzel bir çay içeceğimi. ama bu kadar güzelini beklemiyordum. yalan yok! zincirli hana yolunuz düşerse mutlaka çay için ben içmedim ama hocamın deyişiyle Türk kahvesini de çok güzelmiş. evet..


bazı fotoğraflar vardır. bakmaya doyamaz hani insan. raif beyin kürk mantolu madonna tablosunu izlediği gibi saatlerce baksa doymayacağı fotoğraflar mesela. sonra bazı yazarların kimi kitapları vardır. dönüp dönüp okur insan. bıkmaz usanmaz. her seferinde başka bir satırı çizer, aklına kazır. nihayet bazı şarkılar vardır. nerende hangi yarayı ya da duyguyu deştiğini bilmediğin ama defalarca dinlediğin. her seferinde başka bir coğrafyaya savrulduğun şarkılar hani. 
şimdi işte; böyle bir fotoğrafa bakarmış ve en sevdiğim yazarı okurmuş ve birinci notasından itibaren vurulduğum şarkıyı dinler iş gibi hafif esen rüzgar eşliğinde balkonda oturmuş adalar’a nazar ediyorum…
.