15-sevgili günlük - kıyılar mutedil açıklar kaba dalgalı

15-sevgili günlük

 

her gün diyorum buraya bir günlük gibi yazayım. küçük büyük. az çok. önemli önemsiz. aklımın ilmiğinden geçenleri buraya da nakledeyim. kağıt kalemli hiç günlük tutmadım. erişime zaten kapalı olan bu elektronik defter neden benim günlüğüm olmasın? (en azından 2023 için üç yüz altmış beş günlüğüne)

belki çok sıkılır, umuma da açarım burayı..

bilemiyorum..

ama şimdilik ufak ufak yazayım diyorum İbrahim..

misal bugünkü yürüyüşümden eve dönerken zihnim bir fotoğraf çekti. cep telefonumla da çekebilirdim ama habersiz, hiç şık olmazdı. doğrusu elim telefona bile gitmedi. çünkü hiç bir fotoğraf zihnime kaydettiğimden daha etkili ve anlamlı olamazdı.

iki yaşlı kadın ve ortalarında bir kedi.
10-15 katlı, bej ve bordro renklerin hakim olduğu site içindeki bir apartmanın giriş katında, pencere kenarında oturuyorlar. sol taraftaki beyaz, kısa saçlı kadın ellerini de kullanarak hararetle bir şey anlatıyor. karşısındaki, ondan daha yaşlı ve hüzünlü duran kadına. kedi de ortalarına kurulmuş camdan dışarıyı izliyor. hani bazen filmlerin fragmanları olur, bazı sahneler hızlıca geçer, bir görüntüden ibaret olur ama çok şey anlatır. düşündürür.
işte bu iki yaşlı kadın da sanki "hayat sinemasının" bir fragmanı gibiydiler.
bir süredir içinde debelendiğim, ne olduğunu anlamaya çalıştığım sancının bir ip ucu gibiydiler. emekliye ayrılıp, işe haftada bir gün gittiğim ve eskiye oranla daha çok zamanım, boş vaktim olmasına rağmen hiç bir şeye yetişemediğimi düşünüyor, günleri hatta bazen ayları karıştırıyorum. ve sanki sona doğru koşa adım gidiyor gibiyim. ve belki de bu iki yaşlı kadın gibi olmaktan korkuyordum?
şimdiyi bırakıp ilerisini, çok ötesini düşünüyordum. keyif alamıyordum hiç bir şeyden. sadece fotoğraf çekerken anda, şimdiki zamanda kalabiliyordum. onun dışında bir hayalet gibi geçiriyorum günleri. her daim, 7/24 fotoğrafla ilgilenemediğim için boşlukları dolduracak ilave meşgale arayıp bulamadıkça sancım artırıyordu. evet kasım ayından beri haftalar 24 saat gibi bir çırpıda geçiyor. ve ben giden zamanı durduramadığım gibi içinde bulunduğum anları da layıkıyla dolduramıyorum, yaşamıyorum hissine kapılıyorum ve....