51. mektup - kıyılar mutedil açıklar kaba dalgalı

51. mektup



biliyor musun?
herkes seni merak ediyor.
kim bu pulsuz mektupların muhatabı? nerede yaşar, neye benzer, ne içer, ne izleyip ne dinler, neleri okur? acaba yazar mı? 
birbirinden meraklı nazarlar, sessiz sorular, gıyabımda küslükler..
biliyor musun?
hep seni merak ettikleri için bütün bu sualler.
sınırları zorlayıp ileri gitmeler, had bilmezlikler.. 
biliyorsun! 

kimi leyla dedi sana. kimi duygu.
bazıları edirne meriç'ten taştı marta dedi. bazısı emma, kimi marla dedi.
ete ve kemiğe büründürmek, bir kalıba sokmak istediler seni.
ruhumuzu ve kimsesizliğimizi, kahverengi düşüncelerimizi ve mavi sevinçlerimizi görmezden geldiler.
oysa hiç bir şey bilmiyorlardı.
tıpkı benim bilmediğim gibi.
bir ruhtan diğerine uzanan köprüye sermiş olduğum, latin harfleriyle kamufle ettiğim hislerimi yok saydılar. çünkü her saat başı instagram'da beğenip tükettikleri bir çok şey gibi anında harcayacakları, elle tutulur, gözle görülür bir obje her şeyden önemliydi onlar için. halbuki ve seni sadece, içimde bir yerlerde, bazı kalbimde, bazı zihnimde, bazen anlamını bilmeden sevdiğim bir şarkıda, bazen denizden esen iyot kokusunda hissettiğimden bihaber, sadece el yordamıyla seni aradılar. merak öldürdüler. günlük dedikodu kotalarını doldurdular. bense sustum. yalnız sana yazdım. yazmadığım vakitlerde de seni düşündüm. bir filmin açılış sahnesinde, içli bir şarkının nakaratında, kuzeyli bir rüzgarın uzak iklimlerden taşıdığı kokuda, altını çizdiğim her kitap satırında ve sana en çok yaklaştığım rüyalarımda yalnız seni andım..

oysa son mektubu eylül ayında yazmışım sana. ilkini de kasım iki bin on altıda. baktığında; altı yıl çok uzun. ama altı yıl çok kısa. nereden ve nasıl baktığına bağlı. lakin şunu bilmeni isterim. bu altı yılda en mutlu olduğum, huzursuz ruhumun bir an olsun sakinleyip sükun bulduğu anlar sana bu mektupları yazdığım vakitlerdi. 
hala da öyle. 
ne vakit kendimi huzursuz, huysuz ve yalnız hissetsem fırtınadan kaçıp güvenli bir limana sığınan gemi misali hemen yamacına koşuyorum. çünkü biliyorum ki senin şefkatin, sevgin eşsiz ve karşılıksız. bencil değilsin. kibirli hiç değil. ben işte tüm noksanlıklarımı, yanlışlarımı, kibrimi, gururumu, hodbinliğimi ve hatta küfürbazlığımı senin tevazu denizinde yıkamaya geliyorum yazdığım her mektupta. onlar bunu bilmiyor. bilmek isteyeceklerini de sanmıyorum. ama seni deli gibi merak ettiklerini biliyorum.
doğrusunu istersen ben de!
..
son tahlilde ömür diyorum; çok kısa biliyorsun. bu bağlamda ve bu kasım yağmurlarında ne kadar çok ıslanırsak o kadar iyi. ne kadar çok güneşlenirsek o kadar güzel.
ne kadar çok seversek o kadar...
.