7.08.2022

between two worlds (2021)



hani bazı sosyal medya uygulamalarında kullanıcılar yazıyor ya ilişki durumu karışık diye. az önce biten filmden sonra duygu durumum karışık. acayip karışık. çok acayip karışık.

o kadar çok şey var ki yazmak istediğim. nereden başlayacağımı bilemiyorum.
fakat bir yandan da hiç yazmak istemiyorum. çünkü ne kadar kaçınırsam kaçınayım ucundan kıyısından mutlak bir spoiler vereceğim. bu da izlemeyenlerin, hakkında hiç bilgi sahibi olmadan izleyeceklerin filmden alacağı hazzı biraz olsun baltalayacaktır.
o yüzden film hakkında hiç bilgisi olmayanların yazının bundan sonrasını ve filmle ilgili bilgi veren hiçbir kaynağı okumadan direk filmi izlemeye başlamalarını şiddetle değil ama içinde bulunduğumuz ağustos sıcağından daha hararetli bir şekilde tavsiye ediyorum. hatta çok rica ediyorum..
..

evet film diyorduk. aslında filmle ilgili yıllardır meftunu olduğum ve tek kelime ile juliette binoche mi desem yoksa amatör oyuncularının olağanüstü başarısından mı bahsetsem bilemiyorum. ama dedim ya duygular karışık. arzular şelale. kelimeler kifayetsiz..
.
ahh juliett'im 'sen pisuvar temizleyecek kadın mıydın' diyerek filmle ilgili ilk ve tek geyik hakkımızı kullanarak bu olağanüstü filme bir giriş yapalım.
.

her ne kadar gerçek olaylara dayanan ve bir kitaptan uyarlansa da film aslında yoksulluk, işçi hakları vb. sosyal konuları iştigal konusu yapan ken loach abimizin alanına girmiş. loach demişken hani diyorum bir de marion cotillard da olsaymış tadından yenmeyen filme ayrı bir tat katar mıydı? katardı bence. ama filmin eksikliğinden değil sadece mükemmel filmi mükemmel ötesine götürmek için bir düşünce sadece.. 
.
filmimiz, fransız gazeteci florence aubenas’nın kimliğini gizleyerek çalıştığı günleri ve gözlemleri anlattığı kitabı Le Quai de Ouistreham‘dan esinlenilerek yapılmış.
ve filmin ekseninde dönen sosyal konu, sanayi devriminden bugüne insanlığın sorunu olmasına rağmen hep göz ardı edilmiş, ilgileniyor gibi yapılıp "hakim grubun" istediği şekilde sömürü düzeni devam ettirilmiş. işte arada biri film çeker, kitap yazar yahut haber yaparsa, biz de hassas ruhlar, sosyal adaletçi bireyler olarak gaza gelir, ha hu, yazıklar olsun, kahrolsun kapitalizm naralarıyla vicdanımızı biraz rahatlatıp hayatımıza kaldığımız yerden devam ederiz. aslında filmde de anlatılan konu hiçbirimize yabancı değil. en beyaz yakamızdan en mavi yakamıza çalıştığımız yerlerde bu sosyal adaletsizliğe, ezilen işçilere bir şekilde şahit oluyoruz. ama çabuk unutuyoruz. film işte bunları ve daha fazlasını bize hatırlatıyor.

.
mesela, bu insanların belki keseleri küçük ama gönüllerinin, dostluk ve arkadaşlarının ne kadar büyük ve sahici olduğunu anlatıyor. hatırlatıyor. finalde christele'nin hazmedemediği bu oluyor zaten? sahtekarlık nerede başlıyor dostluk, arkadaşlık hatta insanlık nerede bitiyor. 

film; önce christele’ye sen de haklısın deyip ve hemen akabinde de marianne’e sen de haklısın diyerek sizin nasreddin hoca olmanıza olanak tanımıyor! doğru tekse şayet onu yine sizin bulmanızı istiyor. bence!
.
filmin ortalarında bizdeki işkur muadili yerdeki görevli, gazetecimizi yakalıyor ama yapacağı çalışmanın zor şartlar altındaki işçilerin lehine olacağına düşündüğünden buna göz yumuyor. fakat yine de gazeteci-yazar ile aralarında geçen gerçekten işe ihtiyacı olan birinin işine engel olduğunuzu da biliyorsunuz temalı konuşmayla olayın içine sinmediğini belirtmeden edemiyor. 

burada akla ilk gelen soru; çoğunluk için azınlığı yahut bir kişiyi feda etmek ne kadar doğru?
peki ya başarı için, çoğunluğun refahı, biraz olsun iyiliği için her yol mübah mıdır?
peki ya duygular? özel hayatların ifşası?

bir de görünür olma meselesi var. feribotlardaki temizlik şefi nadejde; daha iyi iş bulup ayrılan justine'in veda töreninde yolcular bizi hiç görmüyor, sarışın ve uzun boylu olamndan dolayı bir tek seni görüyor derken aslında filmin isminin neden iki dünya arasında değil de ayrı dünyalar diye çevrilmesini açıklıyor gibi. bir nevi yukarıdakiler, aşağıdakiler. hizmet edenler, hizmet edilenler durumu. işyerimizde, gittiğimiz lokantalarda, otellerde vb yerlerde çalışanları ne kadar görüyoruz? gülümsemelerine, merhabalarına karşılık veriyor muyuz? isimlerini biliyor muyuz? görüyor muyuz kısaca? 
.

dedim ya o kadar çok diyalog ve görüntü var ki aklımda filmin hepsini yazasım var.
o yüzden ve en iyisi aklıma geldiği sırasıyla yazayım. sadece bir sahneyi bilinçli olarak en sona bırakacağım.


* marianne (juliette binoche);  paristeki gerçek hayatındaki insanlarla tüm iletişimi kesip kimliğini gizleyerek aldığı ilk işin eğitimi için beklerken bir yandan da iç muhasebesini yapar.
-bazen aşırı heyecanlı oluyor. kimse için var olmama duygusu. bir hiç olmak
.
* tuvalete düşen telefondan sonra pek çoğumuzun yaptığı ve işe yarayan pirince yatırma numarası gülümsetti.
.
* arkadaşı christele'nin şaşkın bakışları arasında soğukta denize girmesi.
ve christele'nin “delisin kızım sen. hep böyle aklına eseni yapar mısın" sorusuna
- evet yaparım, tek başımayım ondan diyerek cevaplaması.
.
* daha iyi bir iş bulup ayrılan justine'in veda partisinden sonra arkadaşları yine feribot temizlemeye giderken onların ardından çakırkeyif dans etmesi.
.
* ama bir sahne var ki..
ne olduğunu ben de anlamadım..,
marianne'nin sürpriz doğum günü kutlamasından bahsediyorum. hiçbir sahne bu kadar etkilemedi. duygulandırmadı beni. neden bilmiyorum bu sahnede..... hadi itiraf edeyim gözlerim doldu lan.. üç çocuğuyla adeta hayatta kalma mücadelesi veren, deniz kıyısında bile oturmaya vakit bulamayan christele'nin hayattaki tek dostuna "hırsızlıkla suçlanma pahasına ya da o ihtimali düşündürecek" bir eylem sonunda doğum günü sürprizi yapıp belki çocuklarından yahut kendi isteği bir şeyden vazgeçip dostuna hediye alması falan.. of bilemiyorum doktor.
sonra ve acısı christele'ye koyan da bu zaten amacı ne olursa olsun ALDATILMAK??
bu arada christele akrep galiba. nuh dedi peygamber demedi kadın.
ha ben olsam ben de demem. o ayrı..
ama işte işin içinde juliette olunca. bir daha düşünürdüm sanki!!
hem şu güzelliğe bakar mısın doktor?