45.mektup - kıyılar mutedil açıklar kaba dalgalı

45.mektup



dün akşam, ansızın içe dolan sevinç gibi paris’te olmak istedim. bilmiyorsun. kimse bilmiyor..
bütün hüzünlerimizden, yüklerimizden, günlük telaşlarımızdan ve neler olacak endişelerimizden soyunmuş olarak iki çıplak! 
sen ve ben diyorum. 
paris’te. 
neden olmasındı. 
olmuyorsa zaten yaşamanın ne anlamı olurdu? mesela şehrin tarihi ve turistik mekanlarını gezerdik önce. yorulunca bir kafede dinlenirdik. ve sonra bir kareoke mekanında şarkı bile söylerdik. düşün bu bet sesimle. o kadar iddialıyım. o kadar umarsız. o kadar ayaklarım yerden kesik. çünkü sen yanımdasın. çünkü sen....
.
dün gece bunları düşündüğümde saat on biri çeyrek geçiyordu. ondan sonra zaten bire kadar uyku tutmadı. iki gündür bir türlü bulamadığım, kalbimi avuçlayıp da sıkan şeyi aradım yeniden. 
yine bulamadım.
uyandığımda çoktan pazartesi olmuştu. paris hayalim ağzımda kekremsi bir tat halini almıştı. her zamankinin aksine alarmın iğrenç sesiyle uyanmak zorunda kalmıştım çünkü. dışarısı yine zifiri karanlıktı. isyan etmenin anlamı yoktu. ama ben dişlerimin arasına kadar gelen okkalı küfürü geri çevirmedim. mart soğuğunun hücum ettiği penceremden karanlığa doğru savurdum. iki köpek, belki bir karga duydu sitemimi.
sana olan özlemimi ise sadece ben duydum kalbimin en çok üşüyen yerinde.
hem üşümek demişken; 
evet, ellerim yine çok üşüyor. mart sonuna kadar da böyle gidecek belli. kaçarı yok. ve ilk kez bu sabah okudum ömer edip cansever’in aşağıdaki dizesini. daha önce neden görmemişim. tuhaf...
bu aralar ellerim hep üşür benim. doktorlar kansızlık der ben sensizlik derim.
ve cansever demişken;
cumartesi günkü sıkılganlığımda bir oturuşta on mektubunu birden okudum. elli beşinci mektuba kadar geldim. maalesef işler iyi gitmiyor ömer edip cansever için. sanırım ‘sevgili alevci’si ayrılacak ondan. onun için üzülüyorum.
kendim için de.
bizim için de...
.