45-kuzey - kıyılar mutedil açıklar kaba dalgalı

45-kuzey



kuzeyde, denize yakın bir yerlerde, bir simitçi kahvesindeyim. sabahtan beri kar yağıyor burada. hava çok soğuk. ısınmak için büyük çay içiyorum. ve dur duraksız yazıyorum. her kış üşüyen ellerim kuzeyin soğuğunu on beş yıl sonra ilk kez tadıyor. ve gözlerim otuz beş yıl sonra martta ilk kez kar görüyor. bu ahval ve şeraitte, aklıma geleni yazmak istiyorum. havaalanına gidecek servisin gelmesine çünkü iki saat var. ama ben zaman geçirmek için değil de geride üzgün bıraktığım annemi ve gelecekteki belirsizliğimi düşünmemek için yazmak istiyorum daha çok. hiç düşünmeden. sadece görüp duyduklarımı yazmak istiyorum. misal, yan binada çalan hırsız alarmını. önümde çay içip simitlerine günlük dedikodularını katık eden üç genç kadını. çaprazımda oturan ve nuri bilge ceylan görse üzerine bir sinema filmi çekecek kadar üzgün görünen ak saçlı, ak sakallı amcayı. sonra yine karşı sokaktaki kalın, kahverengi çerçeveli gözlüğü olan, saçları alnından açılmış, yeşil kazaklı kuyumcunun çocuklarını sever gibi altın bilezikleriyle oynamasını, altı katlı demirden sergide onları bir aşağı, bir üste koymasını, gözlüklerinin üstünden tek tek saymasını, kahvenin 3786# şifresi ile girilen tuvaletini. beş dakika oturamadığım ama canımın acayip sigara içmek isteyip de içemediğim rüzgarlı terasını. yahut içeride çalan sezen aksu şarkılarını diyorum yazdıkça ellerimin, çay içtikçe de içimin ısındığını görüyorum. ama konuşamıyorum hala. insanlardan uzakta, tenha köşelerde içimde birikenleri bırakmak istiyorum bazen. dünden beri ve hatta doğduğumdan beri birikenleri diyorum çıkarmadan bu hayat kabızlığı geçmeyecek gibi bir his içimde. en iyi ilaç zamandır diyorlar oysa. sormuyorlar ki o zaman nasıl geçiyor ya da geçiyor mu? geçmiyor işte. 
.
servisin gelmesine hala yüz otuz beş dakika var. sezen aksu sustu. emre aydın başladı. ön masadaki üç kadın gitti. yerlerine birbirlerini tanımaya çalışan iki yeni sevgili geldi. kar yerini yağmura bıraktı. üç büyük, bir küçük çay içtim. onlarca satır yazdım. iki kere 3786# şifresini girdim. annemi unuttum bir süreliğine. acımı. hüznümü. geçmişimi. ve geleceğimi. saate baktım. ama geçmemiş hiç bir şey. her şey olduğu gibi duruyor. yazdıklarımı okudum yeniden. yeni yazdıklarımı. eski yazgılarımı. silmek istediklerimi. dönüp durduğum kısır hayatın içindeki çalkantımı, kuzeyin dalgalarıyla değiştirmek istedim. sahile inmeye ne cesaretim ne de gücüm vardı. ellerimin yeniden üşüdüğünü hissettim. kalemi bıraktım. garson kıza bir büyük daha getirmesini söyledim.