43- metrekare - kıyılar mutedil açıklar kaba dalgalı

43- metrekare



uzun, ince bir yolda yürüyorum. karşıdan nerdeyse hepsi aynı boyda dört adam bana doğru geliyor. üçünün maskesi tam kapalı. birinin boğazında. yanımdan geçerken konuşmalarına şahit yazılıyorum. arsadan, metrekareden, inşaattan bahsediyorlar. çok karlı olacağını söylüyorlar. insanoğlunun bu yer, yurt edinme gayretlerni, hep daha fazlasına tamah etmelerini bazen anlamakta zorlanıyorum. sonu bu denli kesin olan bir hayat için böylesine talepkar olmak? bilemiyorum doktor. bilemiyorum. oysa ve sadece şu yukarıdaki bankı verseler. bir ömür yeter bana. bir ömür. hem öldükten sonra kaplayacağıımız alan kaç metre kare olacak? bunu düşündük mü hiç? bilemiyorum.
.
başka uzun bir caddede siyahlar içinde bir abi yürümekle koşmak arası bir tempoda hareket ediyor. hava çok soğuk. şubat ve kış, son soğuğunu yapıyor sanki. oysa dalları tomurcuk tutmuş ağaçlar bahara hazırlık yapıyorlar. birden duruyorum. bunu yazıyorum. sonra bir fotoğraf çekiyorum. yoluma devam ediyorum.
.
yürürken iki sabahtır okuduğum edip cansever’i ve mektuplarını, karşılık bulmayan aşkını düşünüyorum.   altını çizdiğim satırları, izlediği sinema filmlerini, bergmann’ı görüyorum yürürken. bu sabah mesela yedi samuray’ı izlediğini öğrendim. yıl 1965. sonra yazmak istediğim birinin olmamasını düşünüyorum. geçmişte ve hatta eskisi gibi geleceğe bile yazmak istemediğim. üzülüyor muyum? emin değilim. daha çok bir hissizlik hali.  dünyaya ve içindeki her şeye karşı nötr olma duygusu. çoğul bir dünya yalnızlığı sonra. canımı sıkıyor biraz. ve üstüne bugünün lanet pazar olması yine..
.
durup durup yazıyorum kafamdakileri. güya yürüyüşe çıkmıştım. üşüyen, büzüşen parmaklarımla yazmak güç. biraz olsun ısınsın diye bilinen tüm eski yöntemleri uyguluyorum. önce ateş yakmak için iki tahta çubuğu birbirine sürter gibi avuç içlerini sürtüyorum birbirlerine. sonra iki avcumu ağzıma getirip hohluyorum. pek faydası olmuyor.
.
bu yazı da böyle oldu. yine sabah cansever’de okuduğum üzere. acemi bir berberin elinde kalmış surat gibi. kesik kesik.
.
bir müddet sonra elim cebime gidiyor. bir kağıt parçası çıkarıyorum. kepek ekmek. kıvırcık. bulgur almalıymışım. fırına, markete ve manava gireceğim. en az üç farkı insan göreceğim. belki bu biraz iyi gelebilir. belki eve gidince daha evvel izlemediğim bir juliette binoche filmi bulurum. onu izlerim. geleceğe dair bir umudum olur. belki..
.