zero - kıyılar mutedil açıklar kaba dalgalı

zero

bu sabah yağmur damlaları yandaki inşaat işçilerinden erken davranıp beni uyandırdığında saat 07:39’du. tekrar uyumaya yeltenmedim. pencereyi açtım. deniz ve adalar yerinde duruyordu. sevindim. bir kaç dakika öylece, kimileri için hiç bir anlam ifade etmeyen sadece küçücük parçası görünen o üç beş santimetrelik maviliğe, burgazada’nın yorgun, yalnız ama mağrur duruşuna baktım. düşündüm.


ve şöyle bir cümlenin beynimden kalbime inmesine engel olamadım.
ölene kadar beni asla terk etmeyecek tek şey yalnızlığım olacaktır. 
benim için belki biraz hüzünlü, biraz acı verici ama gerçek buydu. ki ilk kez de düşünmüyordum bunu. ama işte insan beyni unutmakla mükellef olduğu için ancak bir sertliğe başını çarpınca bu gerçeği hatırlıyordu. 
bu sabah işte; yağmur damlaları penceremden aşağı tıpkı bir gözyaşı gibi usul usul süzülürken radyomda madonna çalıyordu yıllar sonra. anlamını bilmeden sevdiğim şarkılara bir yenisini daha ekledim. burgazada’yı kısa süreliğine kendi iç hesaplaşmalarıyla baş başa bırakıp makus yalnızlığıma yöneldim. youtube’da ne kadar madonna şarkısı varsa hepsini sırayla dinlemeye başladım. yine kitaplığımda ne kadar sevdiğim yazar ve kitabı varsa kucağıma topladım. ama şu ana kadar daha hiç birinin kapağını açmadım. ama birazdan okuyacağım, sevdiğim, altını çizdiğim cümlelerin kısa süreliğine de olsa iç huzurumu getireceğini biliyorum. bildiğim ve yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey daha (behramoğlu’na selam olsun) var ki o da ; hayatın -kesin olan sonu- dışında sadece bir matematik kesinliği ve netliğinde yaşanmayacağı. açık uçlu soruların ve birden fazla cevapların ve seçeneklerin de olduğu tıpkı bir aşure gibi içinde tarih,edebiyat,coğrafya, felsefe,psikoloji, sosyoloji, fizik,kimya ve ismini sayamadığım ne kadar müspet ve müspet olmayan ilim varsa hepsinin karmasından kendi çabalarımız sonucu önümüze süzülendir hayat. yine de emin değilim ama. böyle olabilir de olmayabilir de. çünkü ve zira; geçmiş gün şuna benzer cümleler kurduğumu hatırlıyorum.
pazar günleri hayatın çizgilerini yeniden çiziyormuş gibi hissediyorum. misal sevdiğim filmleri yeniden izliyor, kitapları tekrar okuyorum. aslında hep aynı şeyleri görüp okumama karşın her defasında yeni bir şeyi fark ediyorum. keşke hayat filmlerdeki ve kitaplardaki kadar kolay olsa. bu kadar karmaşık olmasa. yalın ve esnek olsa. yine mesela; geriye sarma şansımız olsaydı bir film şeridi yahut zaman makinesi gibi. böylece altını çizip not aldığımız repliklerin üzerinden yeniden ve daha dikkatli geçip keşke demek zorunda kalmasaydık.
keşke!
nereden nereye geldim. bir kaç yağmur damlasından hayat felsefesine. ki beceremediğim yegane işlerden biridir felsefe yapmak. zaten becerebilmiş olsaydım buralarda kilometrelerce yazıyor olmazdım. kimsenin ismini cismini bilmediği uzak bir dağ köyünde, yine çok uzaklardan bir parça maviliğin göründüğü kulübemde yaşardım mutlu mesut. belki de gelecek hayatımda kim bilir? ben bilmiyorum!
.