30 Haziran 2013

körfezden notlar 2013-1

radyo cekmiyor burada. kalimera diyen yunan radyolari bile. sahilde zarifoglu okuyup ahmet kaya dinliyorum ben de. martin eden ve deep purple ikilisi bazen de.
ama 40pınar pehlivanlari gibi plaj pehlivanlari cok burada. kilolarca yag tuketiyorlar. pek cok konuda oldugu gibi bu isi de hanim katilimcilar abartiyor. igne ucu kadar bosluga tahammulu olmayan fit yahut fit olmaya aday edataspinargiller. malum, erkeklerin yarisinin bu isle alakasi yok. diger yarisinin da yalnizca yuzde beşi gunesten korunmanin hakkini veriyor.
hos gunesten koruyucu uzman gorusleri onemli tabi de bu kadar plan program, el kitabi tadinda hayat, saat ondan once dortten sonra falan bayiyor.
zati sonuc hep ayni. klasik ve orantisiz yorgunluklar. reklamlarin hemagonyasinda bir yil ugruna calistigimiz tatil yine istedigim gibi olmadi.
yine de arada akil ve kalp tutulmalari da yasanmiyor degil hani. imrenme sinirini asip kiskanclik seviyesine varan hatta.
misal bu sabah bir torun ve ninenin mutlulugunu bir sureligine odunc aldim onlardan habersiz. ya da kumsalla denizin kesistigi noktadan yayilan enerjileri esir aldi beni diyelim. onlardan izinsiz resimlerini hafizama kaydettim. kim olsa aynisini yapardi. sizi temin ederim bayim. gorulesi, imrenilesi hatta ders alinasi bir goruntuydu cunku. ben abarttim kiskandim onlari. once emekli sonra dede olmayi istedim. tersi de olabilir tabi. her ne kadar umdugum gibi olmasa da bu tatil aylaklik damarlarimi kabartiyor zira. ha patladi ha patlayacak. o derece.
iste bu teyze belki "geziciydi" belki "tayyipci" yahut alevi ya da sunni dindar veya laik sagci ya da solcu fenerli yahut g.sarayli. sizin yaftaladiginiz etiketlerden hangisine sahipse artik.  benim gordugum ise mutluydu-lar. kemal sunal'in sendikalisi gibi evet. cok mutluydu hem. bu kohne dunyada ikisinden baska kimse yoktu sanki. bir de onlara sahitlik eden ben.
cocuk zaten habersiz nasil " kalles bir dunyada" yasadiginin. nine ise farkinda tum olanlarin ama sifirlamis zihnindeki ve kalbindeki tum olumsuzluklari. sadece torununa dolayisiyle mutluluga odaklanmis. belki de en guzel gunlerini yasamanin keyfini cikariyor. ozgurluk ne diye sorsaniz. ama sormaniza bile gerek yok. ..
bilemiyorum tabi yine de , bunlari yazarken ve o sirada beynime beynime vuran
francoiz breut'un 08 km 83 sarkisindan cok etkilenmis de olabilirim.
bilemiyorum.

23 Haziran 2013

haz i ran

misal otuz beş derece sıcakta çalışan inşaat işçileri var. görüyorum. ve evinin balkonunda aşk mektupları yazmaya çalışan adamlar. biliyorum. sonra yavaş akan bir trafik var. ve seslerini ekonomik kullanan kanatlılar, yürürken fransızca şarkı dinleyen güzel kadınlar hep otuz beş derece haziranında. hissediyorum. çünkü manasız düşünceler içinde olan bir adam. ne diyeceğinden, ne giyeceğinden çok ne yazacağını bilmeyen kafası karışık, bir garip boşluğun ortasında  tuhaf bir adam. otuz küsür derece yazın-ın-da her daim .
oysa , ben haziranı böyle nemli bilmezdim sevgili. evet ölmek zordur haziranda. lakin nemin bu kadar zorlayacağını söyleseler inanmazdım haziranı temmuza bağlayan bu mukaddes günlerde. son tahlilde istanbul'u bilir, gözlerimi bilir ama yılın sondan yedinci ayını bilmezdim böyle. ve bir itiraf; seni de böyle seveceğimi tahmin etmezdim üstelik. ama oluyor işte. mevsimler değişiyor, aşklar değişmiyor. önce bir tutam kalp çarpıntısı, bir kaç km bulutlar üstü yolculuk sonra çok sert bir iniş. şarkılarla, şiirlerle kendini avutabileceğin. hala aşktan ümidim varsa sebebi hazirandır. hala senden ümidim varsa sebebi aşktır. hala oturup boşboğazlık ediyorum farkındayım. fakat 'hala' kelimesindeki a harflerinin şapkalarını unutmuş gibi yapmam hazirana meydan okuma olarak algılanmasın reca ederim. bilakis tüm yaz aşklarımızın çıkış noktasıdır haziran. tüm dertlerimizin paratoneridir. gizli öznedir. sert sessizlerin efendisidir.
haziran ki hala çok sıcak. ama bu kadar nemli olmak zorunda değildi yine de.
otuz beş derece ateşte diyorum sevgili, yazılmıyor sadece özleniyor.
öyle..
.

15 Haziran 2013

taht mı oyunları

birbirimizi kandırmanın manası yok sevgilim. dürüst olalım, sence de bu zalim dünyada yeterince yalan, kan ve gözyaşı yok mu zaten? demem o ki; sadece ama sadece dürüst olalım, canlarımızı yemeye gerek yok. bütün bu olumsuzluklara don kişot olamayız hem. buna ne senin ne benim ne de cervantes'in gücü yeter. peşinen söyleyeyim pollyanna da olmaz bizden. en iyi ihtimal birer pinokyo oluruz bu sahte dünyada!
bu mutluluk ve dahi kibarlık oyunlarıyla. ortam siyasetçiliğiyle, yaşam taklitçiliğiyle...

gözlerimiz ölü bir balığınkinden daha soğuk ve donukken neyin kandırmacası bu allah aşkına?

pekala içimizden geleni her daim yaşamak mümkün olamayabilir lakin yazabiliriz. miş mış gibi yapabiliriz belki ve beyazla siyah arası yalanlar kuşatabilir dilimizi ama ya kalemimiz? o kirlenmemeli. bu şerefsiz oyuna alet olmamalı. siparişe göre yaşayabilir belki belli bir dönem insanoğlu ama siparişe göre yazmamalı, yazamaz. zira bu oyun bozulur er ya da geç.
bu benim fikrim tabi seni bilemem.
.

11 Haziran 2013

film gibi

şaka gibiydi. ve hatta film gibiydi. evet evet. olanları anlatacak en güzel iki kelime ; film gibi. bir sinan çetinimiz eksikti o derece. istanbulda geçen ama yapımcıları türk olmayan fransız-italyan karışımı bir film gibi. fonda bir tek oh istanbul şarkısı eksikti nanu'nun.
milattan sonra tam ikibin küsür yıl devirmiş yaşlı, yorgun ve nemli bir istanbul akşamı. nem oranı çıldırtacak ve sıcaklar değil de nem çok kötü hafız klişesini saniyede bir  tekrarlatacak seviyede üstelik. ve işte bir dolmuş dolusu insan gidiyoruz güneşe karşı. arada figüran misali inenler ve binenler. başroller değişmiyor ama. cezayir aksanlı ve tipli bir şoför abi esas oğlan. siyah gür sakalları olmasa sesinden kenan ışık diyeceğim ama. ama işte yok kesin cezayir asıllı. başında takkesi ve yüzünde sakalı. kesin!
dolmuştaki herkesle bir şekilde muhabbet halinde. hakeza dolmuştakilerde birbirileriyle. ki özellikle ön sıradakiler. muhabbetin bağını çatmışlar. sanki birbirlerini yıllardır tanıyormuş gibi. ama ben biliyorum şoförün ardında devamlı kikirdeyen ana-kız haricinde kimse tanımıyor birbirini. kamera şakası desen değil. ama film bu kesin!
" gavur" filmlerinde olur ya hani birbirini tanımayan bir minibüs dolusu insan uzun yola giderken başlarından çeşitli olaylar geçip de sonunda mutlu sonu bulurlar. sanki öyleyiz.
lakin işte bizim ne yolumuz uzun ne de öyle egzantrik bir konumuz var. tek orjinalitemiz her yolcuya laf yetiştiren şoförümüz.
şoförün hemen ardında empati dergisi satan fakat bir türlü empatik olamayan kıvırcık bir kadın. kadının hemen bitişiğinde yolculuk boyunca şoförün her lafına kişneyen ana-kız konuşlanmış durumda. şoförün arkadaşı olması kuvvetle muhtemel manken eskisi tadında bir abi de şoförün hemen yan koltuğunda empatik kadının bir türlü anlatamadığı , bizi aydınlatamadığı fikirleri desteklemeye çalışıyor. yeni bir aşk mı doğuyor acep? bilemiyorum..
bense bir türlü gelmeyen para üstümün derdindeyim. aynı zamanda arka dörtlünün sağdan ikincisiyim.
-niye almadın diyor cezayirli.
-vermeden almak allaha mahsus kaptan. vermezsen nasıl alabilirim para üstünü.
-benzetmeni pek sevmedim ama yine de uzatalım elden ele... var mı başka parasını üstünü alamayan parasını veremeyen ya şimdi istesin ya da sonsuza dek sussun diyor.
susuyoruz..
ama ben izliyorum bir yandan.
hemen sağımda cep telefonu kulağına yapışmış halde yirmibeşlerinde bir esmer. daha önce adını duymadıklarımda dahil olmak üzere en az yirmi çeşit tatlıyı bir çırpıda sayan, oradan feysbuk alemine dalan nefes almadan konuşan bir hatun kişi. ben müsait bir yerde indiğimde hala konuşuyordu. berke ile dilara niye ayrılmış onu çözmeye çalışıyordu. hemen solumda otuzluk delikanlı dolmuş ahalisini kah sesli kah sessiz ama pek müstehzi gülüşleri ile izliyordu.
-komedi filmi gibi dedi sanki bir ara bana. ya da ben oyle anladim ve;
-türk asıllı fransız komedisi tamlaması çıktı ağzımdan. mühtehzi güldü yine. sol cam kenarındaki hanım abla kulağındaki müzikle bu dünyadan çoktan gitmişti. ümidi kestiğim an da o da gülümsedi. benim lafıma mı yoksa kıvırcığın bir türlü kıvıramadığı empatinin anlamına mı bilemedim. hemen ardından yine hayaller aleminde kayboldu gitti zati.
ön tarafta cezayirli şoför felsefe üstüne felsefe yaparken yeni bir tane daha yapmasına engel olup
kaptan müsait bir yerde demiş bulundum..
.