22.6.19

hasta siempre - 1




geçmiş gün şikayetlerim dinmeyince önce özelin sonra devletin doktoruna gittim. parası dışında aralarındaki fark; özelde kan örneği verdikten sonra bantı özelin hemşiresi yapıştırıyor deldiği koluma. devlette ise self-servis. hemşire pamuğu bastırdıktan sonra bantı ağzına sokuyor. "bunu deldiğim yere yapıştır" diyor. ben ise doktoruma “içim yanıyor içim” diyorum. susmuyorum. çünkü sıra bana gelecek. biliyorum! aslında ben hiç bir şey bilmiyorum. o yüzden soruyorum..
içimin sıcaklığı yüzüme vuruyor. gözlerim falan sonra. bir sıcaklık, bir ateş. bir iltihaplanma. santorio abimiz sağolsun ateş ölçeriyle, koltuk altımı ölçüyorum. ama sanki fahrenheitlar yalan söylüyor. bir türlü 36,2 yi geçemiyorum. lakin işte içim yanıyor. içim. kırgınlıklarım oluyor sonra. yazılarımı yazdığım kollarım, düşüncelerimi adımladığım bacaklarım.
doktor yüzüme bakıyor sadece. altın sarısı saçları, zümrüt yeşili gözleriyle. hani doktor hasta ilişkisine zeval gelmeyeceğimi bilsem oracıkta önce bağımsızlığımı, sonra ilan-ı aşkımı açık edeceğim. doktorum durmuyor ama ilk gittiğimde 'önce şu , bu ve o tetkikleri yaptıralım” dediği kan sonuçlarıma bakıyor dikkatle. soruyor sonra; "çarpıntınız oluyor mu? kalbi yorar bu hastalık?"
sizi görür görmez başladı bir çarpıntı diyemiyorum haliyle. "hayır" diyorum önden. fakat ardından ilave ediyorum: "ama ayda bir iki kez rahatsız etmeyecek şekilde oldu" diyorum.
biraz düşünüyor. "şimdi gitmeden şu tetkiki yaptırıp beni mutlaka görün” diyor. belli ki doktor da hemen ayrılmak istemiyor. ama işte hasta-doktor etiği, sonra hipokrat falan. bunları düşünerek yaptırıyorum hayatımın en güzel ikinci ekagesini. ilkini çeyrek asır önce babamla karanlık bir devlet hastanesinde çektirmiştik. babam çünkü çok güzel adamdı. şimdi doktor da güzel. ama işte hipokrat. penceresiz kaldım anne!
.
sonucu alır almaz bir koşu gidiyorum doktora. içerideki hastanın çıkmasını bekliyorum. çıkıyor. destursuz giriyorum. çünkü artık tanıyoruz birbirimizi. kısmetse bu üçüncü buluşmamız. teamül gereği hocam diyorum benden üç beş yaş küçük olsa da. hem aşkın yaşı da yok zaten. “hocam yaptırdım istediğiniz tetkiki” diyorum. sonuç kağıdını zarif eliyle alıp güzel kaşlarını hafif çatıyor. “hmm tahmin ettiğim gibi. bir tık fazla atıyor kalbiniz” diyor anlamadığım iki üç latince kelime eşliğinde. o bilmiyor ama konuşurken ölmeden önce en çok yapmak istediğim şey latince öğrenmek oluyor. bir latince bu kadar mı güzel telaffuz edilir? duvarlar konuşmuyor anne!
.
doktorum önce ilave bir tetkik daha istiyor. randevusu için ana binaya gitmem gerektiğini söylüyor. sonra küçücük, gözleri gibi yemyeşil bir kağıda, şahane el yazısıyla reçetemi yazıp bir anne şefkatinde ilaçlarımı nasıl kullanacağımı anlatıyor. can kulağı ile dinlerken dalmışım.
mithad bey, müsaade ederseniz sıradaki hastamı çağırmak istiyorum” dediği an büyü bozuldu, ayağımdaki spor ayakkabı çarığa dönüştü. aksayarak ve hiç istemeyerek çıktım odasından...