30 Nisan 2016 Cumartesi

otuz nisan

caddede, güneşe karşı yürüyorum. cumartesi kalabalığı her yanımı sarmış durumda. insanlar geçiyor yanımdan. konuşuyorlar. "önce kuaföre git sonra pastaneye gidersin" diyor adam kadına. kadın kararsız. "ayy acaba önce pastaneye mi gitsem" diyor. sonra başka bir çekirdek aile geliyor karşıdan. parka gitmekle avmye gitmek arasında kalmışlar. karar veremiyorlar. sahile gidin dedim içimden. sahile gidin. kıskanıyorum böyle küçük meseleleri dert eden insanları. bütün meseleler hallolmuş da tek büyük dertleri bunlarmış gibi nasıl mesut, nasıl mutlular. 
ne güzel....
.
yürümekten sıkıldım. güneşli, hafif rüzgarlı bir cafe buldum. yolun kenarında, köşe bir masadan hem insanları, hem arabaları izliyorum. mutlu muyum? yoksa mutsuz mu? bilemiyorum. içinden tüm organları, tüm duyguları alınmış da sokağa bırakılmış bir insan maketi gibiyim. 
.
cafenin gürültülü müziği hoşuma gitmiyor. kendi şarkılarımı açtım. tom waits innocent when you dream diyor.  şarkının anlamını tam bilmiyorum ama insanın ciğerlerini söküyor. şu an hissetiklerim tabi. belki yarım saat sonra aynı şarkı bambaşka şeyler hissettirecek. bilemiyorum..
.
güneş ilk kez mutlu etmiyor beni. sorumluluk almayıp başkasına çamur atmakta üstümüze yok. ama ve sanki bu nisan sıkıntısının müsebibi dolunay ibnesi gibi. dolunay değilse bahardandır. o da değilse zaten ayvayı yedik demektir...