27 Şubat 2016 Cumartesi

27 şubat


karşı apartmanın oto parkında top oynayan ergenleri izliyorum ne vakittir. fena da oynamıyorlar hani. teknik ve çabuklukları üst seviyede. migros tarafındakiler biraz daha iyi. üç gol atıp bir gol yediler şimdiye değin. ne içeriye çağıran annelerine, ne de yağan yağmura aldırmıyorlar. öylesine mutlu, öylesine çocuklar ki. onlar gibi ben de kaptırmışım kendimi. annem seslenmiş. duymamışım. 
çok uzaklara gitmiştim çünkü...
.
.
.
atar-yemez demişti "memet abi" ilkin takımın adını. hep atacak, hiç yemeyecektik. imkansızdı tabi bu.  proseför necati'de aynısını söyledi. hatta o vakitler anlamadığımız bir dilde  'fizik kurallarına aykırı bu hoccam' dedi. oysa bizden sadece bir yıl üsteydi. biz ilkokul beşe, necati orta bire gidiyordu. ama çok okurdu işte. bu muhalefet memet abi'nin hoşuna gitmese de necati'ye hak verdi. aykırı fikirlerinden, sivri çıkışlarından dolayı çok sevmezdi necati'yi ama takımın âli menfaatleri için kadroda yer veriyordu. hem de en kral mevkide. on numara pozisyonunda. hem çalışkan, hem zekiydi piç! tamam o bir alex değildi ama takımın her şeyi idi yine de. rakip atakları tehlike büyümeden önleyen ve hücuma zenginlik kazandıran adamdı sonuçta. beyni bizimkinden dört kat daha hızlı çalışıyordu. öyle ki aşağı ve yeni mahallenin veletleri 10 eti cine kendi takımlarına almaya bile kalkıştılar. değil on, 1000 eti cin üstüne bir torba da misket verseniz takımımı değişmem ben diye rest çekti bi'seferinde. öyle de takımına, davasına sadık bir çocuktu. her transferinde ayrı takla atan,  "çocukluk hayalime geldim, kanım kahverengi-mor akar" diyen şimdikiler gibi naylon bir aşka sahip değildi. siyah-beyaz-sarı-kırmızı-lacivert değil sadece kırmızı akardı necati'nin kanı. kan kardeşimdi çünkü ordan biliyorum.
.
atmacaspor adına yapılan bilimsel itiraz üzerine çenesinde henüz filizlenmeye başlayan top sakallarını çekiştirerek düşünmeye başladı memet abi. kafasını ne vakit bir şey meşgul etse hep böyle yapardı. beş altı yaş büyüktü bizden. sanırım liseye gidiyordu o vakit. belki de terkti bilmiyorum. ama takımın her şeyi idi. abisi, lideri, babası, hocası.
neden 
sonra atar-yemez'i iptal edip atmacaspor isminde karar kıldı. hep atacaktık, hep hücum edecektik yine. ofansif futboldan taviz vermeyecek, hırçın ve hücum futbol anlayışımızı takımın ismiyle özdeşleştirecektik. oysa türkiye'ye hücum futbolunu getiren adam olarak mustafa denizli'yi söylerler hep. memet abi'den haberi olmadıkları için tabi. bugünlerde denizli'nin hali ortada. memet abi ise hâlâ gönüllerde.
.
bir gün işte sanki çok önemli bir devlet sırrını açıklayacakmışcasına oldukça ciddi bir yüz ifadesiyle topladı bizi tingir'in arsasına.  
"bu böyle olmayacak çocuklar. kendimize forma yaptırmalıyız" dedi. 
ama nasıl, olmayan harçlıklarımızla mı? 
yokluk ve türk aklı bir araya gelince dermansız dert kalmazdı. bilmiyorduk o zamanlar tabi. en küçüğümüz ilk mektep 4 e gidiyor, en büyüğümüz de profesör necatiydi.
"umutsuzca nasıl olacak bu" diye sordu kirpi hikmet?"
bu kez üç telden ibaret top sakalını çekiştirmeden hemen cevap verdi memet abi. belli ki önceden düşünmüştü bunu. 
" valideleriniz beyaz fanilaların arkasına siyah birer numara dikecek. hem böylece takım rengimizle de uygun olacak. siyah-beyaz. tıpkı batı almanya gibi."

almanya'nın ve karl heinz rummenigge'nin hastasıydı. herkes brezilya, arjantin ve hollanda'yı paylaşamazdı dünya kupalarında. bir tek memet abi batı almanya'yı tutardı.  bir de ben ayrık otu gibi italya'yı tutardım. o sene finalde italya batı almanya'yı yenince memet abi bir hafta kimseyle konuşmadı, benim suratıma bile bakmadı. ancak keyfi yerine gelince takılabilmiştim, 
"hocaa, tardelli ne koydu ama" demiştim de önce küfürü ardından da 45 numara esem sportunu yemiştim kafama. 
.
geçmiş gün. unuttum şimdi. memet abi'nin tercihi miydi yoksa benim mi şimdi net hatırlamıyorum ama benim fanilanın sırtına dört numara yazılacaktı. bunu net hatırlıyorum. çünkü annem ilk seferinde 4 numarayı ters dikmişti. nasıl olmuş diye doğru dürüst bakmadan sırtıma geçirip heyecanla sokağa fırlamış, çocukların kahkahasıyla anlamıştım mevzuyu. o sinirle anneme koştum. "yanlış dikmişsin" diye çıkıştım. "kenan evren okulundan" o sene mezun olan ama pratik zekasını dedemden alan 'garip anam' da "oğlum en zor numarayı da sana vermişler. kaleci niye olmadın ki" dedi. bilekler yeterince yumuşak olmayınca o sırım gibi boyla defansın göbeği düşmüştü tabi bize. ya top geçecekti ya adam. ikisinin birden geçmesine asla ve kat'a müsaade yoktu. lakin yıllar hepimizi tank gibi ezip geçti bir çırpıda. bir başka evrendeler şimdi hepsi. ters dikilen 4 numaralı fanila, tingir'in arsası ve dahi tingir. sonra memet abi. kalede; panter ali, geride ben, beton ahmet, kirpi hikmet, orta sahada; profesör, ıssız, fiko, yadik ileride; maradona ahmet, hafız ve muzo.  hiç birini göremiyorum şimdi.
ama otoparkta top koşturan şu uzun boylu, kumral çocuğu bir yerden gözüm ısırıyor sanki....
.
noir dêsir - le vent nous portera
.