14 Eylül 2014 Pazar

sevgili piraye

en son ne zaman geldiğimi unutacak kadar uzun zaman oldu. genelde mutsuz ve yalnız hissettiğimde gelirdim sana. bir de aylakken. ama ve yanılmıyorsam son geldiğimde çok mutluydum. çünkü leyla vardı yanımda. şimdi leyla yok. öyle bir şey ki bu ne hissedeceğimi bilmiyorum. ne yapacağımı da.  çoğu zaman yaptığım gibi bekir'i selamlayıp kaderim bu deyip eğip başımı yürümeli miyim? bilmiyorum. içmesini bir türlü beceremediğim geçen kıştan kalma sigarayı içiyorum şimdi bahçende tam yüz altı gün sonra. daha doğrusu sigara kendi kendini içiyor. yarısını rüzgar götürdü. ben iki nefes ya aldım ya almadım. garsonların her zamanki gibi tembel ve ilgisiz. ya da adam seçiyorlar. ama işte çay ve kahven bu kadar güzel olmasaydı gelmezdim şimdi yalan yok. bir de anılar var tabi. yaraya tuz basar gibi kalbime gömdüğüm anılar...
 insanları izliyorum bir yandan onlara farkettirmemeye çalışarak. iştahlarından hiç bir şey kaybetmemişler. sanki dünyada bu kadar açlık, sefalet yokmuş gibi ya da daha geçen hafta bir yakınları ölmemiş gibi yahut sevgililerinden ayrılmamış gibi sevinç ve coşku eşliğinde yapıyorlar pazar kahvaltılarını. kızıyorum onlara. bağırmak istiyorum.  hani bu pazar kahvaltıcılarının "kim bu meczup" yaftalamalarından ve kafenin çam yarması yedi adet garsonundan çekinmesem; yarın pazartesi iş var amk, kime lan bu cakanız yarın hepiniz  "çalışma kamplarına" gireceksiniz. çünkü hepiniz modern kölelersiniz" derdim. bir de leyla'yı çok seviyorum ulann derdim.
demedim hiç bir şey. hesabı masaya bırakıp bahariye'den moda'ya yürüdüm usul usul.