27.04.2008

mesela

satırlarıma başlamadan önce şehrin göbeğine ve dahi en işlek yolunun kenarına alışveriş merkezi kurma izni verenleri çok tebrik ediyor ve hemen ardından küçük maddi hasarla olmuş bitmiş ve yolu engellemeyecek şekilde emniyet şeridine çekilmiş kazazedeleri izleyerek trafiğin durmasına neden olan yurdum insanına en derin sevgi ve selamlarını iletiyorum bu kapalı ve sıkıcı pazar akşam üstünden. fitbol dünyasının en şen fenomeni her yerinizden öper ve dahi düdüklü tencereye sıkışırsınız inşallah! işte ben böyle bir akşamda zaruretten kazık çaktıkça bu memlekete, sanki o ve içindekiler inadına her türlü zulmü yapıyorlar ya bana. bir beşer kısmına yapılır mı bu hiç diyerek isyan edesim var nisyan olan hafızaya inat. sonra hızımı alamıyor pamela kızımızın o meşhum şarkısını söylüyorum kendi iç sesimden. istanbul'dan gitmek lazım. mardin görmek lazım. mesela.

ama ve lakin suç bizde tabi. sanki küçük bir sebep arıyoruz tutunmak için bir şeylere yahut bir yerlere. küçükken tutunurduk evet sebzeci arabalarının ardına. asım asım asılırdık. anladım da. bu hissettirdikleriyle yarışacak derecede sımsıcak, kısa süreli toplu taşımalarda tutunma çabası niye? dönüşü olmayacak ve durmaksızın devam edecek bir seyahatin umudunu taşımak, provalarını yapmak da neyin nesi hem? şarkılardaki nakaratlar gibiyiz. tekrarlıyoruz hep kendimizi. dörder şeritli çifter yönlü geniş otobanlarda bir ileri bir geri gidiyoruz fütursuzca.
sonra.
sonrası iyilik güzellik olsaydı keşke şairin dediği gibi.
hep yer değiştirmekten uzaklaşmaktan bahsediyoruz da her bahiste daha bir gömülüyoruz daha bir kök salıyoruz olduğumuz yere. zaman geçtikçe umut umutsuzluğa, heyecan korkuya bırakıyor kendini. ya hep böyle devam ederse diye. her seferinde midemden bademciğime kocaman ve de yassı bir o harfi çiziliyor içimde sonra. kısır döngü diyorlar. hani bir iğne olsa mesela. cesaret iğnesi tadında. ama hem zihne hem kalbe yapılsa. prangalarını kırabilse insan mesela. sonra bu sabah belgeselde gördüğü her yeri adım adım, karış karış arşınlasa geriye bakma ihtiyacı duymadan. yaşamdan dakikalara gerçekten tanık olabilse hani.
mesela, ekrandaki çakmalarına bakmasam, validemin sesi de kendi de şarkısı da pek bi güzel dediği türk müziği icracısını daha güzellerinin olduğunu bilmeme rağmen hııı diye onaylamasam. yapacak bir şey olmadığından sertab'ın gözleri kendinin mi yoksa lens imparatorluğunun mu diye saçma düşüncelere gark olmasam sonra mesela. iyi kötü çirkin'i başka gereksiz zaruretler yüzünden yeniden ıskalamasam ya da. yahut su olsam, ateş olsam oynar mısın yine de benimle?
mesela!

2.04.2008

lost mu yeditepe istanbul mu facebook mu jack mi?

sil baştan başlamak lazım bazen

son vakitler üzerimize çullanan hüznü, efkarı, karamsarlığı koyalım bir kenara. nasılsa bir müddet sonra tekrar teşrif edecekler. ama biz bu arayı değerlendirip dalgamıza bakalım hafız.
dün niye bu kadar fevri olduğumu bilmiyorum ama (yalana bak fırçayı kaydığın masum yavrucakların günahı neydi?) evet aynen parantez içindeki gibi önüme gelene kalayı basıp zor attım dışarı kendimi. her zamanki doğal, sürtünmeden kaynaklanan “tren çarpması” üç katına çıktı bu elektrikle. neyse dışarıdaki güzel hava aldı biraz gazımızı. eve gelince de feysbuk!
kullanmayı beceremediğimi beyan etmiştim bi'tarihte.. hala da becerebilmiş değilim ya. lakin doktorumun söylediğine göre kayda değer bir ilerleme varmış.
misal dün ilkokulumun sayfasını buldum sonra lise daha sonra ortaokul nihayet üniversite derken bayağı yol katettim. tabi milattan öncesi dönemde gittiğim için ilkokula bizim devreden değil bir kişi 5 sene öncesine yaklaşan birini göremedim. “dede ne ararsın sen burada git köyüne emekliliğini yaşa” demeden birisi zor attım kendimi dışarı…
o kadar tırsmışım ki, ortaokulu da atlayıp lise takımına bakayım dedim. biraz daha iyiydi orası…dedelikten amcalığına terfi ettik.. yakın devreler vardı ama ve lakin yine bir tanıdık cisme rastlayamadım. korka korka ortaokul yıllarıma indim.. bizim zamanımızda demeyi çok severim.. evet zamanımızda ilköğretim son öğretim yoktu.. ilk orta lise şansın varsa üniversite…
ortaokulu bulduk… mezunlara göre ayırmışlar..biz de kendimize göre açtık bi pankart bekliyoruz..
öyle işte… geç intibak ederiz böyle şeylere ama etti mi de tam ederiz…

ya yalnız ölürüz ya da birlikte yaşarız

tamam eyvallah saftiriğiz malız ama öyle süslü ağdalı sözlere kanacak kadar da değilizdir birader. lakin işte cekin yukarıdaki sözü bitirmiştir olayı. adam lider doğmuş bi'kere hem kahraman hemi de doktor. daha ne olsun ıssız bir adada. dördüncü sezona daha başlayamadım ama (fakiriz dedik ya yukarıda. dijimiz yok..) bi halt yemiş vicdan azabı çekiyordu sezon üç finalinde. ama ne yapmışsa ahali için yapmıştır ben kefilim adamıma.

daha önce birkaç arkadaşım dillendirmişti sonra birkaç yerde daha okumuştum ceke kıl oluyordu bazı abi ve aplalar. dar bir çevrede gözlemlemiş olabilirim ama yine de ceki benden gayri seven bulamadım.
bay anselmo' da fitili ateşleyince yazasım hatta feysbookda ceki sevenler klabı kurasım geldi. öyle ki iç sesim ceke sahip çıkmalısın hepimiz cekiz pankart ve dövizleri taşımamı enjekte ediyordu bana.

önceleri ilk cek muhalifleri ortaya çıkınca “marjinal olmaya çalışanlar” diye geçirdim aklımdan. lakin baktım marjinal kalan ben oldum anasını satiim. hayır adam lider ruhluysa bi de doktorsa ne yapsındı yani fırlama sovyıra mı teslim etseydi adayı. zaten keyti kaptırdı. acaba keyti kaptırdı diye mi bu öfke.

bilmiyorum ben adamın bir kötülüğünü görmedim şahsen. hatırlamıyorum yani....
adam iyi yahut iyi olmaya çalıştığı için mi bu öfke. ben ya çok sıradanım ya da çok safım sovyır ya da ötekiler gibim kıçı başı oynamadığı için adamı iyi zannediyorum. ne biliyim bize iyi adamları sevin demişlerdi küçükken. seviyoruz biz de. suç mu? ahh ulan orhan baba ahh...

gerçi ne derece ilintilendirilir , genelleme yapılır ama bilmiyorum işte aklıma takılıyor. zaman zaman daldığım blog günlüklerinde kimse yoğurdum ekşi demiyor. herkes bi iyi, bi iyi ki görseniz. melekler periler dolaşıyormuş sağımızda solumuzda da haberimiz yokmuş. o zaman niye onca tartışma kavga dövüş vesaire. ok. eyvallah ben çok kötü biriyim. kabul ediyorum. hatta benim yaşlılığım da çekilmez itiraf ediyorum. ama cek iyidir. sevelim koruyalım. sevmesek de sayalım birader.

aşkın kar zarar defteri yoktur alacağın varsa yüreğine yazacaksın…

geçen sene avarelik dönemlerimde lostun üç sezonunu (yetmiş iki bölüm tekmili birden boru mu) izlerken aynı zamanda yeditepe istanbul’un da kırk yedi bölümünü izliyordum. ortaya karışık yapıyordum yani. öyle iki lost'tan,  bir istanbul'dan izliyordum.
avareyiz ya. kel alaka bağlar kuruyordum bir de. hem bedava nasıl olsa. nerdeyse tüm karekterleri eşleştirmiştim ama bir havva ana bulamamıştım. yaş olarak siyahi teyze olabilirdi ama o da pek ortalarda yoktu.

neyse efendim yukarıyla bağlantılı olarak kendimce bir bağ kurmuştum işte. mantık aramayın o yüzden.
misal yusufla-cek, olcayla keyt – rüstemle-sovyır – ömerle-çarli, duruyla-kıler, renkleri uyuşmasa da karakterleri, rolleri açısından ferhanla-sayid, yusufa aşık pembe ile-ceke yazılmaya çalışan ena lusia falan oynamıştım işte karakterlerle.

bir gün kapatıp kendimi kırk yedi bölümünü de aralıksız izlemeyi düşünüyorum tekrar. öyle valla.


anlamını bilmeden söyleyip sevdiğimiz şarkılar var ya işte biz böyleyiz. sesin kıvrılıp büküldüğü yerde ıslanıyor gözlerimiz.
the end