oyyy oyyy oyyy oooyyy ki ölem, nima javidi.
babam, ne yaptın sen bize?
bir insan evladının ayarlarıyla böyle oynanmaz ki?
film biteli yarım saat oldu. ben etkisinden çıkıp iki kalem oynatamadım.
hayır ne tepki vereceğimi de bilemedim. nereden başlayacağımı da.
bir nüfus sayımı gününde, sıradan ailelerin oturduğu, sıradan bir apartmanda başlıyor olayımız. avustralya'nın melbourne kentine 3 yıllığına gitmek için taşınma-toplanma hazırlıkları yapan genç çiftimiz emir ali ile saracan'ı yolculuğa birkaç saat kala olan telaşlarıyla tanıyoruz önce. sonra uyanmaması için çırpındıkları, içeride uyuyan bir bebekleri olduğunu anlıyoruz!
ama ne bebek!
öznemiz, çatışmamız, çözümsüzlüğümüz, gerilimimiz, durup durup sinirlenmemiz, bir emir ali'e bir saracan'a hak vermemiz, sonra ikisine öfkelenmelerimiz falan hep bu bebeğin yüzünden!
yönetmen abimiz bizi evin içine değil de sanki tavana çivilemiş de oradan tüm olan biteni, gerilimi ve kasveti iliklerimize kadar hissediyoruz.
izlerken başka bir iran filmi about elly geliyor hemen aklıma. onda da böyle gerim gerim gerilmiştim..
ama bu filmde hem gerildim, hem de acayip rahatsız oldum. sanki dişimin arasına çekirdek kaçmış da çıkaramıyormuş gibi huzursuz oldum film boyunca. sinir oldum, ayar oldum. bilhassa emir ali'ye.. her yalanı çünkü; ayrı bir ayrı yalanı ortaya çıkardı matruşka gibi. ona yalanları için kızarken sara'nın çaresizliğine üzüldüm. kızım dedim giderayak emanet bebeğin sorumluluğunu niye alırsın ki? galiba içten içe biraz da ona kızdım.
ve final..
yönetmenin filmi nasıl bitireceğini hayal edemezken bir yandan safça bir umutla her şeyin düzeleceğini, bir mucizeyi bekledim sanki bir yanımla. ama işte o final sahnesi tüylerim diken diken oldu. yok artık dedim. yok artık bunu yapamazsınız dedim. yaptılar!
bir insan başka bir insana bunu nasıl yapar dedim etrafımızdaki onlarca katliama, soykırıma rağmen, bir filmde bunu dedim işte. ve ilave ettim; oğlum emir ali yatacak yerin yok lan senin dedim. sonra da selvi boylum al yazmalım asya'ya bağladım;
vicdan neydi? vicdan doğruluktu, iyilikti. vicdan ahlaklı olmaktı.
peki o zaman içimizdeki şeytan kimdi?
