gece, melek ve … - kıyılar mutedil açıklar kaba dalgalı

gece, melek ve …




volume I 

gece. 03:25. sokaklar ıssız. kimsesiz. ve pek tekin değil. şimdiki gibi mecbur halleri saymazsak hiç gece insanı olmadım. sigarayı dener gibi test ettiğim vakitlerde de olamadım. başaramadım. bünye kabul etmedi. hep ters tepti. erken yatıp erken kalktım ben de. tatil sabahları dahil. afrika hariç. zaten pasaportum yok. ama konu bu değil. konu neydi? 
çantam olmasa diyordum yürürdüm normalde. taksi eylemezdim. lakin mahalle durağında ne taksi ne de görevli var. yolda bulurum belki diye yürüdüm. ters yönden gelen bir sarı ışıklıya el ettim. durdu. otuz beşlerindeki saçları tepeden dökülmüş şoför, kaplumbağa gibi başını camdan uzattı. 
“köprüye gidecektim ama” dedim kocaman siyah çantamı öne doğru uzatarak
“abi geç kalıyorum ben çatal zeytine gidiyorum” dedi.
yalan söylediğini ikimiz de biliyorduk. bir şey demedim. yürüdüm. aşağıda metroya iki yüz metre kala iki taksi korna çaldı arkamdan. üç taksi yanımdan geçti. bir de sigarasını kadir inanır gibi içmeden, ağzında tutan esmer adam geçti. ben metronun yanlış kapısına gitmişim. durakta bira içen ikisi kadın üç kişiye sordum metronun hangi kapısı açık bu saatte? valla bilmiyoruz abi oldu iki genç kadının cevabı. genç adam sessiz kalma hakkını ben de 5 numaralı çıkışı kullandım. tahminim doğru çıkınca kendi kendime sevindim. tebrik ettim. turnike yolundaki ışıklı tabela sabiha gökçen metrosunun gelmesine 12 dakika kaldığını muştulayınca sert ve koşar  adımlarımı aheste adımlara çevirdim. montumu çıkardım fenerbahçe parkındaymış rahat hareketlerle turnikeye geldim. asansöre gecenin üçünde hararetli bir telefon görüşmesi yapan beyaz saçlı bir abiyle bindim. yine onunla inip sekizli vagonun bekleme alanı olan kırmızı boyalı yere yürüdük. trenin gelmesine sekiz dakika vardı. benim içimde ise kocaman bir boşluk…
.
volume II 

kim ne derse desin, nazende sevgilimi en iyi nalan altınörs söylüyor. aksini söyleyenle küserim. 

volume III

nihayet havalimanı. 04:31. iki kere kemer, mont, cüzdan çıkardıktan sonra hamur kokusuna geldim. ismini vermek istemediğim bir hamurcuda sade poğaça yiyip duble çay içiyorum. tam karşımda insanlar kemerlerini, montlarını ve cüzdanlarını mavi kutulardan alıp giyiniyorlar. güvenlik adı altındaki bu mekanik ve saçma hareketleri izliyorum. acaba bir yüzyıl yahut 50 yıl sonra da böyle olacak mı? yoksa şu yapay zeka piçleri suça meyilli, güvenliksiz kişileri gözümüzün içine bakarak anlayacaklar mı? evet, benim de aklıma tom cruise efendinin minority report filmi geldi hemen. kim bilir? ben bilmiyorum bayım. ben bilmiyorum…

volume IV

uçağın kalkmasına hala çok var daha. çayım, poğaçam bitti. insanlar katar katar gelmeye devam ediyorlar. maya perest 'yok bana cihanda’yı söylerken annemi düşünüyorum. niye böyle davrandığını anlamaya çalışıyorum. anladığımı da sanıyorum. lakin aynı anlayışı ondan da bekliyorum. insan evladına da kıyamaz biliyorum. ama. ama işte…yok bana bu cihanda bir yâr. 
bütün cephelerde kaybeden kumandan gibi mağlubum bu yolda. ve tüm yaprakları dökülmüş bir sonbahar ağacı gibi çıplak ve yalnız..

volume V

maya perest’e takıldım bu sabah. sadece onu dinliyorum kaç vakittir. uçaktayım. ilk defa kuyrukta, en sonda gideceğim. neyse ki pencere kenarındayım diye düşüne yazarken inene kadar günün aydınlanmayacağı gerçeğini topuklu ayakkabılarıyla ben buradayım diyen bir seksenlik çakma sarışın hostesin adımları bozuyor. oysa nerede olmak isterken şimdi neredeyim? olmak istediğim yerde miyim? neden bu uçaktayım? sorularını sorarken saatim 05:47 yaşım otuz beş! daha hiç bir şey yaşamadım ki yarısında olayım yolun… yeditepe istanbul. yusuf gülseçen. bu diziyi sevmem boşuna olamaz. peki bu hayatı yaşamak? 05:49 saatim. uçağın kalkmasına son yirmi altı dakika. yaşım otuz yedi şimdi. kaptan en seksi kalkış konuşmasını yaptı. birazdan uçacağız. gideceğim yerde beni kimlerin beklediğini biliyorum. fakat neyin beklediğini bilmiyorum. koca bir boşluk. onulmaz bir hiçlik içimde. bir kez daha ve mevlana idris gibi saatime bakıyorum yaşım kırk üç! yıllar su gibi akarken dakikalar geçmek bilmiyor..
….
..