26 Şubat 2015

aşk -bahardır- abiler bir düşünün isterseniz

@ güneşin de etkisiyle haddinden fazla bahar bugün. iyi ki ama bugün iyi ki bahar.
iyi ki güneş. iyi ki aşk. allahım şükürler olsun.

@ hemen solumda oturuyordu. gucci marka siyah çantasıyla ilgilenmedim! koyu yeşil ojeleriyle de. permalanmış sarı saçlarını da dert edinmedim. hakeza ne füme renkli deri ceketiyle ne de güneş gözlüğü ile okumaya çalıştığı kitapla ilgilenmedim! ama o kokusu yok muydu o baş döndüren aynı anda hem cenneti hem cehennemi yaşatan. beni baştan çıkaran o kokuydu. allahım affet!

@ metrobüs diyorum nimet mi külfet mi bilemedim hâlâ? sabahın 10:15 i ama hala göğüs göğüse, omuz omuza çarpışmalar, yer yer hafif çaplı yaralanmalar. hani bana kalsa metrobüse biniş anı kadın ve erkeğin eşit olduğu tek mecra derim! allahım sen bilirsin.

@ eskiden oysa 128ler (bostancı-mecidiyeköy) vardı. evet belki birbuçuk iki saatte giderdik ama kitap falan okurduk. şimdi yaraları sarıp kitabın kapağını açana dek ineceğimiz yere varıyoruz. çok çok hızlı herşey...

@ bu arada tehlikenin farkında mısınız sevgili dostlar, aziz romalılar? 
   bir kısım sosyal medyada kar manzaralı son resimlere az önce baktık. ısınan havayla birlikte şimdi sırasıyla önce tomurcuklanan ağaç fotoları ve hemen akabinde fırıncı küreğinden hallice ayak manzaralı deniz fotoları var. geç kalmadan tedbirinizi alın!


@ son tahlilde usta şairlerimiz mutluluk üzerine çok kafa yormuşlar geçmiş vakitlerde. işte kimi resmini çizdirmeye çalışmış kimi kahvaltısız olmaz demiş. oysa ve bana sorarsan, mutluluk;  bir kuşun kanadındadır sevgilim.

24 Şubat 2015

hector and the search for happiness (2014)



leon bir sevgi filmiydi,  hector  ise mutluluk.
bu filmi izleyin ve mutlu olun. ya da olmayın. tamamen size kalmış!

23 Şubat 2015

yağmuru kim döküyor ibrahim?

@ bahariye yağmurda da güzel. hep güzel.

@ beşiktaşım dün akşam yine yenilmiş. üzüldüm.

@ bu yaştan sonra instagrama başladım. twitere döndüm. anlayacağın doktor, sosyal medya ile eskisinden daha çok haşır neşirim ama hâlâ içime çekmiyorum.

@ maviyi diyorum renklerden hep en çok sevdim. ama yeşile platonik bir bağım var. bilmem nedendir?

@ anneme yalan söyleyemiyorum. hemen anlıyor.

 öyle 'ah keşke çocukluğuma dönsem' demedim hiç bir vakit. özlem her daim oluyor evet  ama o günlere dönme arzusu ı ıhh. belki mantıksız geldiği için. bilemiyorum.
lakin geçen hafta bir şey oldu. annemdeydim. çocukluk ve ilk gençliğimin evi ve mahallesinde. o eski halinden eser yoktu tabi mahallenin.
bana eskiyi hatırlatan tek şey sakin sakin ama lapa lapa yağan kardı.. bir anda yıllar yıllar öncesine gittim. dönmek istemedim..güzel şeyler tabi bunlar...

@ oysa çocukluğumla bugünüm arasındaki fark sadece ikibuçuk şeker kadar. çocukken çayıma üç şeker atardım şimdi yarım şeker atıyorum.

@ nerde bir merdiven görsem, yorgun,yaşlı ve uzunca durup hemen fotoğraflıyorum. e zaten hayat dediğimiz de bir fincan kahve, iki güzel fotoğraftan ibaret değilmi ki?

@ hiç söylemedim ama nilüfer'i hep sevdim. 

@ sevgili dostlar, aziz romalılar uzuuunnn bir aradan sonra yorumları yine yeniden açtım. eti sizin, kemiği benim artık..

nilüfer- yağmur

kısa süreli yağmur geçişleri

 oysa ve sadece farklı yönlere giderken istasyonda mecburi duraklayan iki trenin cam kenarı yolcuları kadar yakındık birbirimize. o moda'dan ben altıyol'dan. eski süreyya sinemasıydı tek şahidim-iz. 
bir kadına bu kadar yakışacağını hadi itiraf edeyim aşık olacak kadar bütünleştireceğini bilmezdim o'nu görmeden önce.
öyle bir şeydi ki bu dışı da içi de beni yakıyordu.
dünyanın en mühim işini yaparcasına takındığı o vakur yüz ifadesi sonra bir aşkın alevinde kavrulurcasına tutkuyla içine çektiği nefesi ve cenneti görmüşcesine parıldayan o ela gözleri?
ahh o gözler.. o narin, naif eller
canım ilk kez bir sigara olmak istedi bugün.
.

15 Şubat 2015

beş vakit - 4


sabah :   
pazar, saat dokuz suları. sessizlik ve çiseleyen yağmur hakim havaya. yerde ise olması gerekenler sadece. bazı seyyar satıcılar, işe giden pazar nöbetçileri, benim gibi keyif insanları bazı ve çiftleşen bir kaç kedi.  uzun zamandır şehrin en sevdiğim zamanları pazarın öğleye uzanan bu sessiz ve salaş görüntüsü. hani ve belki de benim gibi devam sorunları olanlara vazgeçmemek için güzel bir kanıt bu haller...
...
bekleme salonlarını hep sevdim.
hava limanı, otobüs terminali, vapur iskelesi farketmiyor hiç. yolculuklar hep heyecanlandırmıştır çünkü beni.
sessizce, kendi halinde kimi gazetesini yahut kitabını okurken, kimi sadece müzik dinlerken ve kimi sadece ve sadece kim bilir hangi dünyalara veya rüyalara dalmışken bu insanların aralarındaki ahenge dikkat ettiniz mi hiç?
neden bilmem her seferinde değişik bir huzur buldum bu sıradan bekleyişlerde. belki bir daha hiç görmeyeceğim ya da bir kaç hafta sonra başka bir yerde karşılaşıp  tanımayacağım bu insanlara bilmediğim bir yakınlık duydum hep.
...
onbirinci kişi olarak girdiğim deniz otobüsü iskelesinden ondokuz kişiyle bakırköy'e doğru halat çözüyoruz.
biraz uykusuz çokca hüzünlüyüz. bir sevgiliye bakar gibi baktığımız marmara denizi tüm kalkanlarımızı indirmiş durumda. ben her zamanki gibi önceliği kuşlara veriyorum. içgüdüyle teknolojinin yarışını izliyorum adeta. tam istediğim gibi  yarışı hep kuşlar kazanıyor. şu siyah kuşlar hayır karabatak değiller ama isimlerini bilmediğim suya on cm mesafede f16 hızıyla uçan kuşlara takılıyorum. hızlıca beş altı kez kanat çırpıp kanatları dümdüz hale getirip bir süre süzülen sonra yine kanat sonra yine serbest dalış yapan kuşlar. canım kuşlar.. tek bildikleri ve yaptıkları buymuş gibi. ama oldukça keyifli görünüyorlar.
yine kıskanıyorum onları.
hep kıskanıyorum. elimde değil.
...
öğle:
yabancı isimli bir alışveriş merkezlerinden biri. hava soğuk olmasına rağmen içerisi sakin. her zamanki gibi buluşmaya erken geldim. ama bu sefer oldukça abarttım. bir saat vaktim var. kahveciye indim. burası da sakin. havuz kenarında en rahat koltuğa kuruldum. kitap okumak istemiyorum. canım çılgınca yazmak istiyor. ne olursa ama. beni harekete geçirecek olan tek şey müzik. tom waits'i çıkardım hemen cebimden! şimdi yazmaya hazırım.
evet.
...
ikindi:
kahveci çocuk boşalan masaları toparlıyor, sandalyeleri hınçla itiyor. belki bizim yerimizde olmak istiyor bu pazar günü. onun yerinde olmak isteyenlerin olabileceğini aklına dahi getirmeden. sonra yanımdaki masada en fazla yirmibeşinde saçları topuz, montu lacivert olan genç bir kadın çıldırtan bir sakinlikle kahvesine şeker koyup en uçtaki masaya hareketleniyor. hemen önümde sağ çaprazımda ellili yaşların ilkbaharında olduğunu tahmin ettiğim beyaz sakallı bir abi dikkatle bir kitabı okuyor. arada kupasından bir yudum kahve içiyor. ben kitabı merak ederken  hemen önümde bir çifte takılıyor bu sefer gözlerim. beş yaşlarında bir çocukları var. kadın çocukla, abi akıllı telefonuyla ilgileniyor.
sıradan bir pazar günü, sıradan insanlar. vakit dolduruyoruz. derken muhteşem bir koku. hafif, meyve özlü gibi ama hayat dolu sanki bahara davet ediyor. kadın kokusu.  kaynağını merak ediyorum. sağıma dönüyorum. kahve sırasında beş farklı kadın. tahmin etmek güç. ancak ve belki  yüzlerinden anlayabilirim. en umutlu, en mutlu bakan olmalı. evet evet ortadaki uzun boylu, kumral kadın. sade bir giyimi, anlamlı ve mutlu bir yüzü var. kokunun sahibi o olmalı mutlaka. 
...
akşam:
arkadaşım yolda biraz daha konuşuruz diyerek deniz otobüsü yerine metrobüse bırakıyor beni. şanslıyım. biner binmez oturuyorum. sonra genç bir çift geliyor yamacıma. tartışıyorlar. öyle ki sezen'in sesini açmak zorunda kalıyorum. yine de duyuyorum onları. meseleleri incir çekirdeğini doldurmuyor. ama onlar sımsıkı sarılmış, bırakmıyorlar. 
söyleyemiyorum. 
...
yatsı:
her şey çok güzel olabilir.
.

9 Şubat 2015

hayat ne tuhaf klişeler falan

klişeleri yazmak da söylemek de hep kolaydır. ama işte bazen de zorunluluktur. hayat diyorum gerçekten tuhaf doktor. ya da biz biraz garibiz.
çünkü ve zira bu akşam ya da bir kaç zamandır gerçekten bilmiyorum kim oldugumu. nereye gittiğimi. ne yapmaya çalıştığımı ya da yapmadığımı.
uzun bir yolun başında duruyorum öylece.
bir tuhaf haller.
aslında sormak istediğim ; yaşamak nasıl bir oyun? ya da bir oyun mu?
yahut İmtihan? nedir, mesele nedir doktor?
dedim ya tuhaf haller  işte.
misal  ilk gençliğimin geçtiği evdeyim bu akşam. hiç hesapta yokken hem. öyle ki ve hatta yüzde binbeşyüz yokken hesapta. çünkü yaşlı annemin yalnız yaşadığı onbeşte-ayda bir uğradığım baba ocağına daha iki gün önce uğramıştım. hesap kitap, plan program alt üst. yoo hayır çok şükür hastalık hali mevzu bahis değil.  ha benim ruh halimi saymazsak şayet. hem  adı yaşlı sadece. allah uzun ömür versin görsen benden daha dinç ve sağlam annem. 
kendimi dinlemeye, dinlenmeye ihtiyacım vardı. odamda, yirmi yıl öncesindeyim şimdi. her şey aynı. duvarların rengi, masanın yeri, hafız'ın hediye ettiği saat, duvardaki çiviler bile hep yerli yerinde. bir tek geceleri sessizce dinlediğim eski radyomun yerini telefonum almış durumda. hem dinliyor hem yazıyorum gecenin bir vakti.
sanki dün geceki ve bu sabahki ruh halimden daha iyi gibiyim. çünkü eteğimdekilerin bir kısmını annemin kucağına boca ettim. hani ve belki iç güveysinden hallice deyimi özetler hem halimi, hem ruhumu . daha iyi gibiyim. sanki. galiba.
işin aslı emin değilim. 
daha doğrusu sadece yazarken iyiyim. yazının dışında geçirdiğim diğer zamanları yaşamış addedmiyorum çünkü.
şimdi işte eteğimde kalan son kırıntıları da buraya boca ediyorum. 
yıllardır tuttuğumdu bazıları içimdeki.
bazen iyi geliyor. iyi geldiğini sanıyor yahut insan. matrix'e inanasım geliyor böyle zamanlarda. yanılsamalardan mı ibaretiz acaba ve sadece?
ama işte bir yandan da kendimle ailemin yahut 6 yaşından bu yana bana şekil veren gelenek görenek ve bağlı mütemmim cüzleri arasında kıstırılmış gibi hissediyorum. 
bilirsin  "sen erkeksin ..." diye başlayıp devam eden cümleler silsilesi vardır en kritik anlarda bir erkeğe söylenmemesi gereken. lakin işte aile de bunun için var.söylerler...
zaten bu cümlenin sonunda da pavlov'un köpeği gibi kendimden feragat etmeliyim tezini ödev bellersin. çünkü " ama benim hayatım n'olacak" deme şansın yok. es kaza demiş olsan da kontra cümlesi hemen hazır yine; "sen erkeksin....."
..
gece. saat biri onüç geçiyor. düşünceler durulmuyor. hisler, duygular hayaller ve istekler bir yanımda gerçekler ve sömürüye bulanmış bir takım duygular öte yanımda. vicdan ise tam orta yerde. göğsüme oturmuş kalkmıyor.
seç seçebilirsen!
..
hayat işte tuhaf....
gün boyu kadıköydeyim yağmurda, soğukta. ne olduğunu bilmediğim ama kaybettiğim bir şeyi aradım  saatlerce sokaklarda.
ayaklarım isyan ettiğinde alkım kitabevinin önündeyim.
sonunda, tam bir yıl sonra tanpınar'ın saatleri ayarlama enstitüsü'nü aldım. elli sayfa da okudum üstelik. 
geçen kış hüzünlü bir ayrılık sonrasında niyet ettiğim ama okumayı bir türlü beceremediğim  saatler başka türlü ayrılık sancılarının yaşandığı bu kış ortasında elimde şimdi.
ama ben nerde ve kimin elindeyim hiç bir fikrim yok doktor.  hiç bir fikrim yok.
.
ahmet kaya - öyle bir yerdeyim ki

5 Şubat 2015

bir zamanlar görgülü'de

bir adam, üç kadın oturuyorlar görgülü'de. arkadaşımı bekliyorum. kadınlar mütemadiyen konuşuyor. adam sigarasını içiyor. ondokuz dakika oldu tam tamına. adamın değil ses rengini öksürük tonunu duymadım daha.
ama kadınlar mütemadiyen...

.
kızıltoprak istasyonundan geçtim buraya gelirken. tam iki sene bir fiil banliyö maceralarım. unutulmaz. işbu istasyon, kedileri ve canım tren rayları. lakin raylardan eser yok şimdi. sanki ayrılık acısı çekiyor rayların yattığı kızıl topraklar. toz ve kan revan içinde. bakımsız. 
anılarım ama. ilk günkü gibi taze hâlâ. o günlerim, haftalarım, akşamlarım, aylarım bir film şeridinden daha hızlı aktı hafızamdan genzime doğru. tuhaf, buruk ama aynı zamanda tatlı bir his. hayır özlem değil başka bir şey. anlatamadığım ama çok güzel hissettiğim.
kızıltoprak'ta bir fiil iki sene, kadınlar mütemadiyen...
.
oysa yıllar ne çabuk geçiyor. bir istasyon eczanesinde görmüştüm ilk kez seni. soğuk bir kasım akşamüstünde. hiç unutmuyorum. günlerden cumartesiydi. nasıl unutabilirim hem. kalp ağrısı için, çok acil bir ilaç demiştim. sen de dünyanın en faydalı, en umut verici ama en güzel ilacını vermiştin bana. öyle güzel gülmüştün ki..
yıllar ne çabuk geçiyor, bir fiil iki sene, kadınlar mütemadiyen..
. 
Eleni Vitali & Mavroudis - Isos Ftaine Ta Feggaria