13 Nisan 2010

katil ve maktul

sevdiğim şarkının sesini açıyorum önce ve sonra seven, volume yapan sanki ben değilmişim gibi odayı terk ediyorum anlaşılmaz bir biçimde. işin kötüsü döndüğümde fark ediyorum bu yaptığım her şeyi. hem katilim hem maktûl belki de bu anlamda. belki hiç biri. ama sevdiğim şarkı değil bana hüzün, hatta acı veren bu günlerde. sevdiğim şarkı candan'ın tarantino kılıklı "git" şarkısı elbet. evet hala. geçen sene bu günlerde başka bir sadakat şarkısı hüzün veriyordu. şimdi bu acı veriyor. ama oluyor böyle bazen, insan kendini dolmuş taksinin arka üçlüsünün ortasında tanımadığı kimseler arasında oturuyormuş gibi huzursuz, huysuz, sıkıntılı hisseder ya. sağa sola kımıldayamaz da yolculuğun bir an önce bitmesini diler. çabuk geçsin ve bitsin ister hani. bilmiyorsun, maktûl ben, katil sendin o vakit. şimdi bir sene sonra hem katilim hem maktul. ve sen yine bilmiyorsun. aslında durumun şarkı ile hatırlattıkları ile hiç ilgisi yok. şehir ve şartlar daha bencil daha acımasız daha toleranssız yapıyor insanı. insanlıktan çıkarıyor yani. bu kadar boş yolculuk ettiğim başka bir zamanı hatırlamıyorum çünkü. aynı şeyleri düşünüp aynı çözümsüzlüklere kucak açıyorum her seyr-ü seferde. işe gidip eve dönüyorum. belki bir şey olur diye bekliyorum arada beklenmedik. fakat hiç bir şey olmuyor. olmayacak da. ama beklemeye devam ediyorum. hem kim bilir belki de güzel bir filmdir sokak kızı irma. kaç gündür çantamda taşıyıp iki sayfa okuyamadığım kitaptaki lafzına şöyle yazmış çünkü sevgili arkadaşım; ne güzel filmdi yahu. ama ve fakat umarım çok çabuk geçer ve biter bu günler.
evet.
.
yüksek sadakat - katil ve maktûl