27 Ekim 2016 Perşembe

kara tepe


saat: 09:08. ofiste herkes günlük dedikodularından sonra mesaiye başladı. ben başlamadım. odamda joy fm'in sırayla çalan şarkıları eşliğinde karşıdaki kara tepeye bakıyorum. aslında bir senedir bakıyorum o tepeye. ne zaman sıkışsam, ne vakit hayat benim için içinden çıkılmaz bir hal alsa bütün işi gücü bırakıp dakikalarca o kara tepe'ye bakarım. ketumdur kara tepe! hiç bir şey söylemez. ama ben umutla ve inatla, sanki bir gün ışıklı bir yazı, bir yol gösterici ne bileyim işte bir işaret çıkacakmış gibi o tepeye bakarım. ama hiç bir şey çıkmaz!

bu sabah yine o tepeye bakıyorum. ömürden bir yıl daha kayboldu. ben hala oraya bakıyorum. ama bugün farklı olsun istiyorum her şey. şimdi mesela radyomda scorpions, değişim rüzgarları derken bir anda kara tepede buluyorum kendimi. bu sefer tersten, kara tepeden ve yukarıdan ofisin içinde duran düşünceli adama, kendime bakıyorum. 

aslında; benim sandığım fakat hiç bir vakit benim olmayan hayatıma bakıyorum. etrafımda bir tutam kalabalık her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. bazı yerlerde üçerli dörderli gruplar oluşturmuşlar. bazıları ise bireysel takılıyor. kafamın içindeki kalabalık güruhu söylemiyorum bile. 
ortak noktaları; hepsi bir şeyler söylüyorlar. hepsini de duyuyorum. ama derdim başka. yıllarca önce çok fazla seçme şansı bırakılmayarak girdiğim yolda makas değişikliği yapmak için çırpınıyorum. lakin susmuyorlar hiç. 
"kaderin bu, alın yazın böyle. hiç boşuna çırpınma. kabul et. yolu yok, çekeceksin bekir gibi." diyor azımsanmayacak bir çoğunluk.
öte yandan bir azınlık var ki, bir iki kişi. ama üçü bulmaz.
 "bir tane hayatın var. kumandayı eline al." diyorlar cılız sesleriyle. 
ammavelakin ; hangi hayat benim. bilmiyorum. kayboldum. hükümsüzüm sevgilim!

uzunluğunu bilmediğin ince bir yolda yürüyorum. üşüyorum. kızıyorum. özlüyorum. ağlıyorum. ve elbet mütemadiyen yazıyorum. ama okumuyorum yine. bugüne kadar çünkü ; zorlukları olsa da güzel yaşanmış hayatları okudum hep. ve yaşayamayacağım hayallerimi yazdım. ama işte nereye kadar böyle. bu hayat artık acı veriyor bana.

en kötüsü de ne biliyor musun?
sonu bu kadar hazin ve kati olan bir hayat için-de bunca karmaşa, gürültü, yorgunluk, kızgınlık, kırgınlık, ağrı, sanrı, gözyaşı, mücadele, çekişme, koşturmaca ve münakaşa...
değer mi?
değer mi hiç? 
sezen'den önce sen söyle lütfen sevgili.
değer mi ha?
bana hiç mantıklı gelmiyor.
hali hazırda ve her geçen vakit pamuk ipliğine bağlı umutlarım sararıp soluyor. ha koptu ha kopacak. hatta belki de koptu ve şu an uçurumdan aşağı yuvarlanıyorum miyadını doldurmuş yaşlı bir ağaç parçası gibi. fakat ne sen farkındasın bunun ne de polis! oysa gülhane parkında ceviz ağacı olmayı kim istemez ki şimdi?
şarkılarla kitaplarla nereye kadar hem. memleket ve istanbul zaten tutanın elinde. ama eziyet hep sade vatandaşa. beşiktaş'ı hiç sorma. 

niye uğraşıyoruz ki o zaman? 
ve neden?

şimdi işte; tek umudum kara tepe'ye bakıyorum. bir kaç bulut parçası ve bir ışık hüzmesi. sabahkinden farklı, daha aydınlık bir kara tepe duruyor şimdi karşımda. lan yoksa...!