16 Mayıs 2016 Pazartesi

hafıza-i beşer

86 haziranı. güneşli, açık bir ilk yaz günü. babam, beşiktaş bayrağı ve ben. bir evin tepesindeyiz. yıllar geçiyor. bazı kareler hiç silinmiyor zihinlerden. ömür boyu seni takip ediyor ve bir anda, ilk günkü canlılığında gözünün önüne geliyor.
.
dün gece beşiktaş'ı şampiyon yapan şenol hoca'nın trabzonspor'unu trabzon'da 1-0 yenip averajla g.saray'ın önünde şampiyon olmuştuk o sene. bak işte, 16.dakikada kullanılan köşe vuruşunu, kaleci ihsan'ın topu elinden kaçırışını ve gökhan keskin'in sol ayağıyla topu ağlara göndermesini, maç boyu kaleci zafer'in imkansız kurtarışlarını, maç sonu şampiyonluk turu atan beşiktaşlı futbolcuları alkışlayan trabzonsporlu taraftarları, ali gültiken'in göz yaşlarını da hatırlıyorum şimdi.
.
iki katlı, çatısız kiralık evimizin yağmurda, karda akmasın diye ziftlenmiş, kapkara zirvesindeyiz. başka memlekette olan ev sahibinin belki bir kat daha çıkarım diye fazladan bıraktığı demir çubuklara astık bayrağı. daha doğrusu babam astı. ben o'nu izledim, bütün çocuk dikkatimle. bayrak dediysem öyle gösterişli bir şey değildi. hatta küçük denilebilecek, mütevazı bir bayraktı. gelen geçen bir kaç mahalleli dostane sataştılar babama. kimdiler, ne dediler hatırlamıyorum şimdi. ama babamın keyfi yerindeydi. hazır cevaplılığı da her daim gömlek cebindeydi sanki. babam da bir şeyler söyledi onlara. fazla durmadılar. gittiler. trabzonsporlu karşı komşu geldi. babamdan küçük, benden büyüktü. tebrik etti bizi. sanırım liseye gidiyordu. mahallede beraber top falan oynuyorduk. yanlış hatırlamıyorsam top oynamaya çağırdı yine. karşı mahalleyle maç mı varmış ne?
gitmedim. babamın bayrağı demirlere sağlamlaştırmasını, sanki saat tamir ediyormuş gibi, titizlikle her yanı ile ilgilenmesini izledim. sonra...
.
sonrası yok aklımda.
ama babam, o kadar uğraşın üstüne kesin bir demlik çay içmiştir. bunu iyi biliyorum..