16 Haziran 2015 Salı

geniş zamanlar

anlaşılmak herkesin harcı değildir sevgilim. anlamak da. beni yazdıklarımdan tanıyamazsın. denedim çünkü ben de tanıyamadım kendimi yıllardır. oysa kibri, hardalı, gürültüyü sevmem. cumartesileri, romantik komedileri ve güneşi severim. ama en çok da fransızca şarkıları, iskandinav sinemasını, türk edebiyatını ve çayı seviyorum. hani kafiye olsun diye değil ama bir de aylaklığı çok seviyorum.  şimdi mesela cadde üstü bir cafede oturuyorum. malum haziranı yarıladık. her yer haddinden fazla sıcak. yaprak kımıldamıyor. ben göksel dinliyorum. sonra insanları izliyorum. ve çay içiyorum. ama sigara değil. kahve değil. çünkü en çok çayını seviyorum bu dünyanın. bir de sevdiğim ve bildiğim şarkıları mırıldanmayı. biraz rüzgar estiğinde göksel'e eşlik ediyorum misal. ve fakat etrafımdakilerin sert bakışlarından sesimin kötü olduğunu anlayıp hemen susuyorum. iki buçuk aydır çantamda sefil olan emrah serbes kitabını açıp iki cümle okuyorum. aklıma alakasız başka bir şey geliyor. iştahla yazmak istiyorum. kitabı bırakıyorum. kalemim var ama kağıdım yok. kitabın son sayfasındaki krem rengi boşluğa yazıyorum. başta çok hoş görünüyor yazdıklarım. ilkokul beşte çünkü güzel yazım beş üzerinden beşti. belki ondandır diye düşünüyorum. yazdıklarımı bir daha okuyunca biraz saçma, biraz fantastik, haddinden fazla romantik buluyorum. hiç düşünmeden, bir hışımla sayfayı kitaptan ayırıyorum. çöpe de atmıyorum. cebimde saklıyorum. belki bir gün sana okurum diye.. 
.
son çalan şarkı : göksel - açık yara