27 Ekim 2014 Pazartesi

sıradan, gereksiz, uzun bir gün

duvardaki saatli maarifin yaprağına göre bugün benim doğum günüm. üstelik telefonuma düşen banka ve meslek odası mesajları, en nihayetinde mavi renkli plastik kimlik kartım bu gerçeği doğruluyor. ve tabi ki sevgili arkadaşlarım.  bu nazik insanların bir kısmı bu tarz sonradan icatlarla aramın hiç iyi olmadığını bilirler. bazıları bilmez. sorun değil. aşmam ve yaşamam gereken daha ciddi sorunlarım var çünkü.
.
oysa bu yaşıma değin aklımda kalan doğum günü kutlaması bir elin parmak sayısını geçmez. hatta bulmaz bile.
ilki mesela ; oniki günlük kariyerimin oldugu yabancı ortaklı bir şirkette israilli bir genel müdürün organizasyonuyla gerçekleşmişti. şaşırmıştım. itiraf edeyim koca koca insanların bu tarz kutlamalarında haz etmezdim. ama o gün mutlu olmuştum. hem o günün benim için ne denli zor olduğunu anlatamam. zira konuşurken yazdığım kadar rahat değilimdir. ve o gün konuşma yapmak zorunda kalmıştım. unutulmazdı o yüzden. neler saçmaladığımı hatırlamıyorum ama..
bir diğer sürpriz doğum günü kutlaması da bayrama denk gelen ve uzak yakın tüm aile fertlerinin bir arada oldugu zamandı. biraderin nerde olduğunu sorduğum annem "pasta almaya gitti ağabeyinle sana süpriz mi ne yapacaklarmış " demese gerçekten çok büyük sürpriz olacaktı o gün benim için. canın annem. böyle sürprizli bir doğum gününü de unutmadım elbet.
yine bir seferinde edebi yönü çok güçlü bir arkadaşım doğum günümü iki dizeyle erkenden kutlamak durumunda kalmıştı da onu hiç unutamamıştım. 
"vaktinden önce ya da sonra ne farkeder. doğmuş olman yeterdemişti de çok hoşuma gitmişti bu jesti.
görüldüğü üzere hediyeden çok hal ve davranışlar daha çok etki ediyor bu karmaşık bünyeye. 
ama ve yine de itiraf etmeliyim ki ; bugüne kadar ki en güzel doğum günü hediyemi şimdi görüşemediğim ve hiç bir yerde bulamadığım güzel bir insan verdi seneler evvel. o güzel insan bana yine kendi yazılarımı verdi minik bir kitap haline getirerek. unutmadım. unutamam.
ve nihayet bugün.
bu unutulmaz dogum günleri faslında bugünü de unutmayacağım. fakat bu sefer nedenini söylemeyeceğim. o da bende kalsın.....
.
şimdi bir yıl daha eklediğim şu yorgun ve sefil ömrüme dönüp baktığımda çok iyi şeyler söylemem mümkün değil maalesef. geçtiğimiz cumartesi gecesinden beri düşünüyorum aslında bunu. hatta bu yazdıklarımın temeli cumartesi gecesi menşeili. kolpa mı demişti hani ölünmüyor mutsuzluktan diye?  doğru demiş fakat eksik söylemiş. zira ölünmüyor belki ama ölmek çok isteniyor böyle anlarda. ama işte kimi benim gibi ya itikadını bahane ediyor ya da korkaklığını öne sürüyor, ölmüyor. ölemiyor.
benim babam doğum gününde öldü mesela. bunu da unutmadım hiç. o günden beri doğum günlerime ölüm günü gözüyle de bakıyorum artık. iki kardeşim, annem, babam hep ağustos doğumlular. bir tek ben ayrık otu gibi sonbahar mı kış mı olduğu belli olmayan bu karanlık günde doğdum. sevdim yine de. sevmeye çalıştım en azından. doğum günümü,  ekimi, sonbaharı ve kışı. en çok ama kış güneşini sevdim. fakat yoruldum artık. iyi olmaya çalışmaktan, kötü olmaktan kaçmaktan. sorumluluklardan, prangalardan, ezberlerden, yalanlardan, sırtımdaki yüklerden, ara'da kalmaktan. çünkü ne layıkıyla iyi olabildim bugüne değin ne de kötülüğün hakkını verebildim! aralarda gezinmekten bıktım artık. bilmem kaç milyar yaşındaki dünyadan bile yorgun hissediyorum şu an. anlat deseler anlatamam. öyle yorgunum..
 hem daha ne kadar yazar, daha ne kadar yaşarım bilmem. bilemem
 buhar olup uçmak, yok olmak  istiyor insan. bir sis bulutu gibi güneşe uzanmak diyorum şimdilerde kaç paradır bayım?