28 Mayıs 2014 Çarşamba

düşünüyorum öyleyse varım

rüzgar bazen öyle sert esiyor ki üşüyorum bu mayısa bulanmış haziran sıcağında. varoş cafenin sahibine bozulduğumdan beri bu parka geliyorum üç öğlendir. semte adını veren dağa karşı oturuyorum.
düşünüyorum.
bu gölgeliğe benden önce kimler ve niye oturdu diye değil de ben niye hala burdayım diye.
 ve burada ne arıyorum?
neden sonra hafifleyen rüzgarın sırtına binip köyüme gidiyorum. harman yerinin yakınındaki yaşlı bir sedir ağacının gölgesinde yorgunluk çayı içen amcamla karşılıklı birer demli çay içiyoruz. konuşmuyoruz ama. sadece çay içiyoruz. ben özlemimimi çekiyorum ciğerlerime o suskunluğunu bileyliyor.
yengem, büyük ve küçük kuzenlerim, annem, kardeşlerim, akrabalarım ve akranlarım hepsi ama hepsi amcama benzetirler beni çok konuşkan olmadığım için. lakin hiç birisi sanki bu suskunluğumun acısını çıkarırcasına sayfalarca ama sayfalarca yazdığımı bilmiyor.
çok kalmıyorum. amcama çay için teşekkür ediyorum
ama o konuşmuyor yine.
"  lafı mı olur evlat " dercesine gülümseyerek ve başıyla selamlayarak yolcu ediyor beni.
geldiğim rüzgarla geri dönüyorum.
içinden mavi minibüslerin geçtiği kocaman bir cadde buluyorum karşımda. tek tük sarı taksiler ve bir kaç yaya. oysa hemen solumdaki dağ heyula gibi karşımda. ortasındaki sapsarı patika da. dün mesela hesap etmeye çalışmıştım patikanın eğimini. önce 75 derece dedim. ama içime sinmedi. fazla olduğuna kanaat getirip kırkbeş ile altmış arasında kararsız kaldım. bir gün resmini çekeyim istiyorum. belki yarın çekerim. bugün değil.. keyfim yok çünkü...
hem şimdi mesela durduk yerde,  o patikaya bakarken "çalışmasam n'olur ki " diye soruyorum kendime.
-bundan kötü daha ne olabilir?
ne kaybederim. ya kazancım...?
işin aslı kazançla, parayla,pulla olan ilişkimi düşünmüyorum pek. borsada çakıldım zaten çakılacağım kadar. e hayatta ve aşkta zaten dipten gidiyorken paranın da, dünya menfaatlerinin de amına koyayım...
yabani ve hatta  yırtıcı bir kuş gibi doğaya salın yeter beni.. başka bir şey istersem fenerli olayım.. valla. ve hatta beşiktaşım küme düşsün ki öyle. bak çok büyük yemin ettim... inanmazsanız çarşıya sorun bayım.. çarşıya sorun. bundan büyük yemin varsa bi daha fenerli olayım a.q...
ve işte sonra, tam da overlokçu arabası geçerken önümden aynı soru geliyor aklıma;
-çalışmasam n'olur ki?
sessizlik...
amcam gibi susuyorum bu sefer..
cevap vermekten kaçınıyorum nedense. lakin görev ve sorumluluk bilinci gelişmiş budala yanım
 - mesaiye geç kalacaksın sersem diyor. mesai, hadi kalk diyor...
senin de mesainin de.... anladın sen onu ..
haydi gidelim olm ibrahim, kalk gidelim...
..