29.08.2008

bazı şeyler


- kafadan söyleyim. benim gibi rehavet'ler, oblomov'lar ve daha bilimumlar için yıllık izin en az bir buçuk en çok on iki ay olmalı! öyle.

- tatil önü ve sonralarında çok farklı iki kişilik oluyorum ben. normalde dayanamadığım çocuk vızıltısı, sinek ısırtısı vs. şeyler tatil öncesi dokunmuyor bilakis sado mazoşist bir keyif veriyor.
a acayip iki yüzlü yapıyor insanı. misal otobüste arkada uslu durmayan, zırlayan çocuğunu güya korkutmak için "beyfendi kızar mısınız çocuğa dediğinde bir bayan "... " aa olur mu hanfendi kızılır mı bu çocuğa. çocuktur yapar" diyebilecek genişlikte oluyorsun. lakin dönüşte ise tam tersi psikozda, suyu zamanında getirmeyen muavini dövecek kıvamda oluyorsun misal!

- beni en çok şaşırtan şey. kırmızı ışıkta duran cumhurbaşkanına şaşan yurdum insanı timsali 4 senedir görmediğim kuzey ege'nin aynı temizliğinde kalması. vallahi bravo. adamlar tutmuş. temiz tutmuş. valla.

- büyükşehir, iş yaşamı monotonluğu, dakikliği o kadar işlemiş ki bünyeye, denize gir-yağlan-güneşlen-sallan-yuvarlan- kitap oku- denize gir-yağlan-güneşlen-kitap oku hede hödölerini uzmanlara da kulak vererek sabah ona kadar akşam dörtten sonra yerine getiriyorsun. tatil mi yapıyorsun organize işler mi belli değil..

- buranın (kuzey ege hava ve yer sahası) insanı garip. ya kimseyi rahatsız etmek istemediklerinden ya da bu şehirli insana güvenmediklerinden olsa gerek en arkadan en öne koşar adım gelip dolmuş ücretlerini kendileri veriyorlar. ha şimdi bana uzatacak, ordan verecek diye tetikte bekletip ayar ediyorlar boş yere insanı. ama bak şoförler her yerde aynı, orası ayrı.

- en hüzünlüsü de, konakladığın ya da pineklediğin yerde bu kısa tatilin boyunca şezlongda lobide, yemekte karşılaştığın, muhabbetin olmasa bile gizli bir yakınlık sağladığın insanların her geçen akşam birer birer eksilmesini farkediyorsun. ve bir akşam senin eksildiğini de farkeden birisi olacak mı acaba diye düşünüyorsun. salakça belki ama öyle.

- sonra şey var bi de. matah bir şeymiş gibi. yaptığı üç paralık tatili ballandıra, sulandıra anlatanlar, bloguna anatomisini, kardiyografisini yazanlar var. kıl olurum bunlara ben.
evet...

1.08.2008

hayat beni neden yoruyorsun?

niye bakar ki bir insan tanımadığı bir insanın yüzüne dik dik. okul yahut askerlik arkadaşlarından birini çıkarmaya çalışıyor desem yüzümde, akranım değil. herhangi bi yarışma ya da magazin programına da çıkmış değilim bu yaşıma dek ki ordan hissetsin, tabloyu süzsün kırmızıları mavileri ayıklasın diyeceğim yok değil? son ihtimal gay desem, sabah gibsli traşımdan mütevellit parlak ve pürüzssüz cildimi tövbe tövbee.... dayanamadım "ne bakıyon lan yiyecek gibi" dercesine bi ters bi düz baktım. hemen az önce yanıma oturan bayanı kesmeye başladı bu sefer. öyle ki, abi hatim indirdi. ben utandım o utanmadı. höstt ayı önünden ye diyeceğim kahretsin ki solumdaki hatun tam önünde ayının. hem öyle böyle bakma da değil. bakmanın da bi zerafeti, bi inceliği olur di mi? ama bildiğin öküz bakışı... hayır neye bakıyorsun hem öyle. ben o kadar bi skarlıt'a bi de bizim ancelina'ya bakarım. ulan burası türkiye yoksam dedim ricoys yumuşaklığı ve ani bir hareketle soluma döndüm. lakin kıliır kararlığında oldu sağa dönüşüm.

sağ cenah böyle de sol cenah çok mu iyi. trenin camlar kapılar açık vaziyet hareketinden ötürü çakka da çakra da sesi yetmiyormuş gibi kulağımda bryan ayrı inliyorken iki emekli olamayan emekli bağıra çağıra kulağım zarına tecavüz etmezler mi. duymamak için daha da açtım cihazın sesini. madem tecavüz kaçınılmaz o halde tanıdık bir ses yapsın istedim.

işte o kargaşada ömrümün en uzun ömrümün en kısa diye sürüp giden yılmaz erdoğan şiirini çağrıştıracak biçimde ömrümün en uzun şarkısını dinledim. bir şarkı cevizli'den erenköy'e sürer mi arkadaş?(takribi yirmi dakika) all for love diyor bryan abi. ben abi ile etraftakilerle cebelleşiyorum bryan oll for lovvv diyor ha bire. bostancı da işkillendim ama. erenköy'e geldiğimde jeton düştü tabi. unforgiven için şarkıyı tekrarla modunu açmıştım ama yeni listeye geçince değiştirmemiştim. bin kunduz aşkına bu da böyle bi anımdı işte.

ama asıl korkuncu ne biliyor musun? küçükyalı ve bostancı da gördüğüm kedilerdi bu akşamüstü. gruplar halinde toplanmışlar istasyonlara, pür dikkat geleni geçeni en çok da trenleri kesiyorlardı. aha şuraya yazıyorum. bu kediler bi iş açacak bu insanlığın başına ya. hadi hayırlısı. o kadar yıl seyahat ederim trenle, ne öküzler ne mandalar gördüm içte ve dışta lakin treni böyle süzen gözler görmedim. dikkat diyorum sayın okuyucu. darbe yapmalarından endişe ediyorum ya da başka bir şey. ne olacaksa üç vakte kadar olacak. oldu oldu, olmadı seneye.
istanbul, parçalı bulutlu 25,5 C