27.10.2006

yaşamak

düşündüm de bir şarkının içinde yaşamak ne güzel olurdu. misal şu an radyo eksen'imde çalan temposu ne hareketli ne de yavaş olan ama bazen hüzün bazen neşe saçan huzurlu bir şarkının çine kaybolmak diyorum. hem yaşamak dediğin nedir ki gülüm...
 dörtdakikaonsaniyelik bir şarkıdan ibaret, göz açıp kapayıncaya kadar geçen.
.
the connels - seventy four seventy five
.

17.10.2006

set

özgürlüğe giden yolda kendimizden başkası değil aslında önümüzdeki engel. ama,
ama işte. . .
.

16.10.2006

nadejda

geçen hafta tam bugün ve tam da bu zamanlar klasik müzik bağlamında bir şeyler karalamıştım deftere.  radyo 3'ten falan bahsetmiştim de bir şeyden bahsetmemiştim sonra yazarım diyerekten.  ilginç bir hikaye dinlemiştim klasik müzik yüklü bu radyoda.
bir piyanistin ilginç ve de ilham veren aşk hikayesiydi bu.
ben tembelliğimden sıyrılana kadar aynı programı dinleyen “elin gazetecisi”  yalçın doğan
olayın öznesi arkadaşla röportajı patlatmış bile. 
dün hürriyet pazar da okudum.  radyodaki kadar çekici gelmedi bana. ben yazmadım ya!

şimdi efendim  “gizli gizli”  gelip çaktırmadan günlüğümü okuyanların olduğunu biliyorum.  zira uğradıkları zaman salt okumuyorlar kokularını ve hafif kıvrılmış yaprakları bırakıyorlar giderken arkalarında.  o yüzden onlardan merak edenleri fazla bekletmeden aslında pek çoğumuzun aynı olmasa da benzer maceraları yaşadığını düşündüğüm anekdotu aktarayım hemen.

kendi deyimi ile üç yıldır aşık olmadığından beste yapamayan piyanist hakan toker internet aracılığı ile rus kızı nadejda ile tanışıyor.  zaten yanmaya hazır olan yüreği nadejda’nın fotoğrafına eklenen duygu yüklü kelimelerle iyice tutuşuyor.  yine kendi deyimi ile mantığı karşındakini görmüyorsun,  dokunmuyorsun ya erkekse vs.  vesveselerle engel olmak istemişse de bu aşka  o yüreğinin sesini dinlemiş. yangına körükle gitmiş.  gel zaman git zaman bir gece yolculuğunda araba kullanırken ziyaret etmiş ilham perisi toker’i.
ve nadejda isimli fevkalade bir eser çıkmış ortaya.  şahsen dinledim ve beğendim ben.

lakin aşk gangsteri rahat durmamış.  en mutlu an da zıplamış ortama. meğerse güzeller güzeli nadejda rus mafyasının kadrolu elemanıymış. olayı anladığında mantığı toker’le dalga geçmiş ama o hem magrur hem de gururluymuş. zira bu aşk’dan  nur topu gibi bir beste kalmış toker’e.

o da finali pek bir afili cümleyle yapmış:

"oradaki hanım veya bey; size kızgın değilim. yaşattığınız duygular sayesinde üç yıldır beste yapamayan  bana ilham verip yeni bir beste yapmama neden oldunuz.
sizi AŞK ADINA AFFEDİYORUM."

9.10.2006

klasik

ne ilginç!  daha düne kadar klasik müziğin bir notasına bile katlanamayan ben.  şimdi müzik setinin başına oturmuş klasik müzik çalan radyo kanalı arıyorum. 
evet daha dün tek kanallı  trt’li  pazarlarda deli gibi hareketler yapan siyah smokinli adamı görür görmez  televizyonu kapatan ben,  “zap”lı yıllarda keza aynı şekildeki bir melodide bir görüntüde kanal,  frekans değiştiren yine ben.  heyhat halime bakın  şimdi.
geçtiğimiz mart ayıydı sanırım.  eski ortağımın eski bilgisayarında kayıtlı mozart ve beethoven’ları dinledikten sonra cezbetmeye başladı bu müzik beni ilk kez.  büyülüydü sanki.. evet evet büyülü müzik.  öyle ki bazılarının içine dahi girebiliyordum yahut onlar benim içime girebiliyordu.

radyo3 de buldum aradığımı.
robert casadesus isimli fransız piyanisti tanıtırken bir yandan bestelerini dinletiyorlar. seviyorum bu müziği.  ve dinliyorum.

öte yandan msn’de yakalandığım eski iş arkadaşımla ingilizce saçmalaşıyoruz karşılıklı.
ingilizce kursuna başladı da yeni.  çok fazla iyi olmadığından benimkisi,  kısa zamanda çok iş başarmış gibi görüyorum o’nu.  konuşmasını bilemem ama akıcı yazıyor.  görmediğim, bilmediğim kelimeleri yazıyor.  küfür mü ediyor yoksa doğru şeyler mi yazıyor bilmiyorum(!) kontrol etmeye ne niyetim ne de zamanım var şimdi.  bir yandan da bu sevgili satırlarımı yazıyorum zira.

trende vapurda onyedi  parça eşya satan işportacılar gibi tüm bunları yaparken bir yandan da günlük programımı yapmaya çalışıyorum.  aslında karar vermeye çalışıyorum.
özgürlük güzel şey de.  sorumlulukları olmasa insanın,  çok daha güzel olacak eminim!

ha evet karar aşaması demiştim.

dün ortak bir iş için görüşebileceğimizi söyleyip telefonuma çıkmayan adamı bugün tekrar arasam mı acaba ?
 ya da geleceği flu gözüken  ortaklığımız için eski patronumu mu arasam?
yahut  arrivederci özgürlük deyip baştan aşağı kokuşmuş özel sektör çamuruna mı saplansam yeniden.

ne kadar çok seçeneğim var ama di mi?
şanslı saymalıyım mı acaba şimdi  kendimi ?
boş versene sen.