76-hasret - kıyılar mutedil açıklar kaba dalgalı

76-hasret



yağmur şiddetini artırdı. cumartesi öğleden sonrası. bir istanbul metrosundayız. bizim vagonda kısa kollu, üç numaraya vurulmuş esmer kafasıyla gaydacı çocuk. hep aynı melodiyi çalıyor. kadıköy’e giden metronun yolcusu cumartesi olmasına rağmen az. haliyle bahşiş veren de.  20 milyonluk köyün sakinleri sel felaketinden etkilenmişçesine haftasonunu evde geçirmeyi tercih etmiş gibi. zaten ekim de bugün kırlangıç fırtınası yapıyor. öyle soğuk. öyle rüzgarlı. gaydacı diğer vagonlara gidince ömer faruk tekbilek dinlemeye başlıyorum. “hasret” çalıyor. düşünüyorum bugünlerde neye/kime hasretim. galiba en çok babama. ama zaten çeyrek asırdır hep ona. bazı hasretler hiç dinmez. çünkü tamamlanmamış aşklar gibidir.  çocukluğuma da hasretim. içinde bulunduğumuzda kıymetini bilmediğimiz hiç geri gelmeyecek o günlere. yadiğe, torbalı’ya, kuşçu’ya, kemiklidere’ye, barakadan bozma okulumuza ve bahçesindeki oyunlarımıza olan hasret hiç dinmedi. biraz unutacak gibi olsam rüyalarımda hatırlatıyor kendini. hiç eksilmedi yani.  nefes aldığım müddetçe eksilmeyecek de.

“hasret” biterken tren istasyonuma yaklaşıyor. kadıköy’e devam etmekle inmek arasında ince bir tereddüt hali şimdi. gaydacı çocuk inmiş karşı perona yürüyor. sanki bunu bir işaret sayıp ben de iniyorum. çantamdaki şemsiyemi yoklayarak merdivenlere doğru yürüyorum.

.

ömer faruk tekbilek-hasret