bir şarkı vardı hani. bir derdim var diye başlayan. yüksek sadakat diye bildiğim için başlığı öyle attım. ama sonra içime bir kurt düştü. acaba bu şarkı manga’nın ya da mor ve ötesi’nin şarkısı olabilir miydi?
öyleymiş.
ama başlığı değiştirmedim. hayır üşendiğimden değil. kendime karşı gelmek için sanırım. çünkü ve zira; bugüne kadar -annemden gelme bir alışkanlık ve titizlikle- her şeyin en doğrusunu, en iyisini yapmaya çalıştım. en basit işlerde bile adeta bir ressam gibi kusursuz tablolar yapmaya çalıştım. halbuki ben bir sanatçı değildim. sıradan bir insan olarak kurallara hep uydum. düzeni bozmadım. çamaşırlarımı dolaba katlayarak , bulaşıkları makineye önden bir sudan geçirerek ve tabağı, çatalı, kaşığı, bıçağı ayrı ayrı gözlere koydum. kırmızıda bekledim. yeşilde geçtim. çizgilere basmadan yürüdüm. duvarda yamulan tabloyu, yerde kıvrılan halıyı paspası hemen düzelttim. blog yazmaya başlayana dek kompozisyonlara büyük harfle, satırbaşı yaparak başladım. sınıfta gereksiz konuşmadım. hatta bazen hiç konuşmadım. hep bir düzen, hep bir intizam. eksik dökük bir şey olmasın istedim hayatımda. ama işte bugün bambaşka bir şey anlatmak isteğiyle m4 metrosunun son vagonunda başladığım işbu yazı nerden nerelere geldi. nasıl geldi bende anladım. ama araba kullananlar çok iyi bilir, insanın kafası doluyken a noktasından b noktasına gittiğinde. geçtiği yolu ve yerleri hatırlamaz. onca yolu otomatik pilotta gelir. benim bu manga’lı yüksek sadakatlı yazım da biraz öyle oldu.
oysa ve aslında sanatçılar sokağı’da gördüğüm vosvos’tan sonra diyeceğim iki cümleden ibaretti... ..
bir şarkı vardı hani; “bir derdim vardı” diye başlayan. benim de işte bir hayalim var sevgilim. turuncu bir vosvosla ve tabiki seninle uzun, çok uzun bir yolculuğa çıkmak.
evet böyle…
.
