akışta yürümek - kıyılar mutedil açıklar kaba dalgalı

akışta yürümek


bu cumartesi havası, adana altılısı gibi şaşırttı. oysa ki allah şahidim ben at yarışı oynamam. aslında ters köşe yapan en güvenilir makam olması gereken devletin meteoroloji genel müdürlüğüydü. çünkü ve zira; bugün istanbul için sağanak yazıyorlardı. geceki tahmini de tutmuştu üstelik. iki saatte bir uyandığım için gözlerimle görmüş takdir etmiştim bu kamu kurumunu. halbuki son bir kaç aydır böyle uyanıyorum. bunun için doktora gitmiyorum. omzum için gidiyorum. onlar program değiştirse de ben inatla başka hekimden randevu alıyorum. çift maskemi ve tüm hastalığımı takınıp kapıyı çift tıklatıyorum. yeni hekimim, “gülümseyerek, ama ben sizi çağırmamıştım, saatinize daha var “ dese de ısrarcı oluyorum. hocam diyorum bekleyen kimse yoktu. ben de beklemeyi sevmem. peki deyip kafasını önündeki bilgisayardan kaldırmadan devam ediyor. şükufe hanıma muayene olmuşsunuz?
evet hocam diyorum. üç hafta önce şükufe hanımla aramızda geçenleri en ince ayrıntısına kadar anlatıyorum. çünkü ben kendim akrebim. sağ olsun yeni hocam da sabırlı ve güleryüzlü. ve ilgili tıpkı şükufe hanım gibi. beni muayene ederken, şükufe hanıma verdiğim gibi ona da e-nabızdan beş yıldız vermeyi aklımdan geçiriyorum. o tabi bunu bilmiyor. oysa, bir tatlı dil, yarım güleryüz bütün yelkenlerimi indirip karaya ayak bastırır bana. hekimim işin ciddiyetinde, gençliğimdeki gençlik bayramı hareketlerini yaptırır gibi böyle acıyor mu, şöyle ağrı var mı diyerek kolumu şekilden şekile sokuyor. kalbimin ağrıdığını söyleyemiyorum. yok diyorum. ağrıyan başka yerimi tarif ediyorum. emar diyor kati bir sesle. başhekim sekreterinden onay diyor. emardan sonra yine şükufe hanıma git diyor. olur diyorum. ama bozuluyorum. seçme hakkını bana bırakmalıydı diyorum. hoş ben zaten yine şukufe hanımı seçerdim. çağırmadan girdiğim için böyle yaptı kesin diyorum. e-nabız puanını dört yıldıza indiriyorum yine içimden. ve güneş tüm hücrelerime işlerken omzumun ağrısını unutuyorum. dünü dün de bırakıyorum. akışta kalacaksak illaki böyle sürpriz bir nisan güneşinde kalmalıyız çünkü. hatta bu güneş eşliğinde terki diyar etmeliyiz. yıllar önceki dileğim, kuzey egenin sakin ve mavi sularında olmayacaksa şayet. bu güneş diyorum bayım iyi. çok iyi. hem kuzey ege demişken, yine dün kurtuluş’tan beşiktaş iskeleye indiğim ve yarenlik ettiğim taksici abinin sözünü mü dinlesem? yurdun kuzeyine değil de egenin kuzeyine mi yerleşsem. gönenli abi bizim memleket de güzel abi deyince. insanı da güzeldir dedim. şey olmasın diye ben söylemedim abi, sen deyince şimdi, bizim yörenin insanı çok iyidir evet.  ben 55 senedir istanbul’dayım. mecburum. imkanım, yerim yok gidemiyorum. inşallah sen gidersin abi dedi yine benden yaşça büyük olmasına rağmen. deneyeceğim dedim beşiktaş meydanda inerken. deneyeceğim. abiye on yıldız verip güneşin tadını çıkara çıkara kadıköy iskelesine yürüdüm.
.