30 Kasım 2016 Çarşamba

diyorum ki

her sabah. her sabah. ne gereksiz meşgalelerimiz var. sakal traşı olmak. işe gitmek gibi. oysa böyle soğuk ve yağışlı havalarda genel tatil ilan edilmeli. işe gitmek taammüden yasaklanmalı. çünkü ve zira; özlemlerimiz büyük. duygularımız sisli.

neyse ki hemen arkasına tünediğim şoför zevkli adammış. ahmet kaya dinliyor. dinletiyor. 
saçlarına diyor. yıldız düşmüş diyor. koparma anne diyor. 
o an. içimde bir şeyler oluyor. durmuyor. dışıma taşıyor. üşümesin diye ceplerime sakladığım ellerimi çıkarmak zorunda kalıyorum. çalakalem yazmaya başlıyorum..
..
soğuk ve buğulu camdan bakıyorum şimdi hayatıma. taşrada sakinlik arayan yazarın romanına bir türlü bulamadığı giriş cümlesi gibiyim bugünlerde. kayboldum. tam bir sonuç çıkaracak gibi oluyorum. ahmet kaya giriyor araya.

dışarda kar yağıyor. benim içime yağmur.
.
sonra sen geliyorsun aklıma. doğrusu. hiç gitmiyorsun. gitme de zaten.
ben çünkü sevdim. seviyorum. seveceğim. içli bir şarkı gibi. soğuktan buz kesmiş ellerimin aniden ısınması gibi. fırından yeni çıkmış ekmek kokusu gibi. sebepsiz içe dolan sevinç gibi. 
bilirsin. teşbihte hata olmaz. son da olmaz sevgilim. 
diyorum ki; sen benim en güzel düşüncemsin.
şahsen ben sana öyle ulu orta, dünyanın dilinde eskimiş ve üstelik tarihi bir yapım ekine ulanmış bir isimle hitap etmek yerine benim için ifade ettiğin her anlamda, her duyguda seslenmek isterim sevgilim!
mümkün olsa hepsini aynı anda ve aynı ses uyumunda bir çırpıda söylerim. lakin bu mümkün değil.
belki aynı anda söyleyemem ama yazabilirim.
son tahlilde diyorum ki sevgilim; yine böyle soğuk ve yağmurlu bir günde işe gitmeyelim. hayallerimizin peşine düşelim.
.