3 Mart 2018 Cumartesi

leyla doluya bak!

kadıköy’ün merkezinde. gök gürültüsüyle karışık dolunun tam orta yerinde. bir his. ki tarifi zor. anlatması netameli. lakin denemeli..
hani bir bayram yerinin ortasında oyuncakları elinden alınmış çocuk gibi hüzünbaz. yahut aldığı tüm darbelere, tattığı tüm yenilgilere rağmen hayallerini diri tutan bir delikanlı gibi ümitvar. ya da yapmaması gerektiğini bildiği halde nefsinin esiri olmuş bir yetişkin gibi pişman. veya kaybettiklerinin ve tecrübelerinin ışığında başına gelen iyi ve kötü her şeyi kabullenmiş bir yaşlı gibi bilge. söylemiştim. çok karışık. en az ispanyolca şarkılar kadar. ve bir türlü iyileşmeyen diz yaralarımız gibi hüzünlü.
.
hava kararıp doluyla karışık sağanak başladığında yediden yetmişe bir avuç insan, küçük bir durağa sığındık. otobüs gelmeyip yağmur da dinmeyince sıkıldık. önce en yaşlı olanımız konuştu;
leyla, doluya bak!”
leyla ile birlikte bir durak dolusu ıslak insan, asfaltı beyaz leblebi gibi döven doluya baktık. ama ben hepsinden fazlaca baktım. yıllar öncesine gittim. düşündüm, leyla ile böyle bir anımı aradım. bulamadım. oysa karlı bir kış gününde kar fırtınasına tutulmuşluğumuz, pastırma yazında güneşlendiğimiz, sisli bir sabah kaybolmuşluğumuz vardı. hatta ve hatta cansever’e nispet onu uzun bir yolda yürürken görmüşlüğüm bile vardı. ama ve lakin; böyle iliklerimize tesir eden bir yağmura, ‘leyla bak’ diye ünleyeceğim bir doluya birlikte tutulmadık hiç.
insan işte; bazen yaptıkları için değil de yapamadıkları için üzülüyor. durduk yere hüzün sahibi oluyor. ben misal en çok güneş vuran bir balkonda kahvaltı yapamadığımıza üzülmüştüm. hâlâ da üzülürüm. ama hayat işte; herkese, her istediğini, her zaman vermiyor.

neden sonra küçük bir çocuk ağladı. annesi hemen bağrına basıp sakinleştirdi. durağın ucunda iki genç sevgili biraz daha sokuldular birbirlerine yağmur şiddetini artırınca. önümdeki sarı saçlı kadın; "on dakika içinde oldu her şey. sel bastı birdenbire," dedi şairene bir biçimde. -acaba orhan veli'nin birdenbire şiirini biliyor muydu?-  sarı saçlının hemen yanındaki esmer, gözlük camları buğulanmış pembe kabanlı kadın "sabah hava durumuna bakmıştım. parçalı bulutlu ve 14 derece gösteriyordu halbuki" diye sitem etti. sarı saçlı kadın ses etmedi. sadece gülümsemekle yetindi. arkadaki keçi sakallı, siyah deri montlu adam bir şey diyecek gibi oldu. vazgeçti. bir vakit sonra peş peşe iki otobüs yanaştı durağa. leyla ve sevgilisi beyaz saçlı, huzursuzca kalktılar yerlerinden. bir elleri birbirine kenetlenmiş, diğeriyle başlarına tuttukları gazeteleri siper edip ağır adımlarla bindiler otobüse. kalan durak ahalisi yeşilçam filmi izler gibi izledik bu sahneyi. sonra da yağmurun şiddetini azaltmasını ve bir sonraki otobüsü beklemeye başladık. fakat uzunca bir süre ne yağmur dindi ne de otobüs geldi. ilginçtir kimse de konuşmadı. ne sarı saçlı, ne esmer gözlüklü. ne de keçi sakallı. leyla'nın gidişine üzülmüş olabilirler miydi? onları bilmem ama ben çok üzüldüm.

.
agnes obel - riverside
.