4 Şubat 2015 Çarşamba

bir aylak adam

seksenbirbin üçyüz modadayım. bu güzel havanın, güneşin derdine düşmüş insanlarla birlikteyim. hoş kokulu, güzel giyimli kadınlar, sinek kaydı traş olmuş uzun boylu adamlar geçiyor yanımdan. yaşlılar güneş alan tüm bankları istila etmişler. onlardan arta kalanlarda ise kediler hakimiyet kurmuş durumda. ama benim favorim hala ve ısrarla mavi gökyüzünü tuval haline getiren o beyaz kuşlar. bir de ve elbette vaya con dios.
inanmazsın ama mutluyuz şimdi. işsizlik, hayat şartları, sorumluluklar, sorunlar, yükler, özlemler, pişmanlıklar, iyikiler, keşkeler. hiç biri umrumda değil.  ama hiç biri.
kış güneşi, sınırsız aylaklık ve ben. mutluyuz doktor. mutlu. 
anlıyor musun?
.
baharı bekleyen kumrular vardır bilirsin. bir de kış güneşini bekleyen adamlar. benim gibi. lakin işte bu havalar mahvetmiyor da öldürüyor beni şairin aksine. biraz mutluluktan biraz yoksunluktan. bir şeyler yapmalı. Mutlak bir yolu olmalı...
.
tramvay yoluna geliyorum. modadan kadıköye inen. denizi gören o darboğazdayım. bir sanat eserine bakar gibiyim. ve bir süre sonra geçeceğini bildiğim kelebek ömürhuzurun içindeyim. tadını çıkarıyorum. öyle ki kanatlanıp o boğazdan önce marmaraya sonra gökyüzüne açılmak istiyorum. lakin çok sürmüyor. hain bir tramvay klaksonu hayallerimi sırtından bıçaklıyor. kenara çekiliyorum. bu iş burda bitmedi diye söyleniyorum sarı tramvayın ardından. bu iş burada bitmedi.
.
merkeze yürüyorum. küskün ama umutlu. dedektörle altın arayanlar gibi güneş alan mekan arıyor gözlerim. yerde bulamadığımı gökte buluyorum. ismini vermek istemediğim bir teras cafede oturmuş bunları yazıyorum şimdi. sağımda sonsuz marmara. karşımda güneş. sessizce hasbihal ediyoruz. son damlasına kadar kullanmak istiyorum bu hakkımı. oysa bitmesini hiç istemediğim bir rüya gibi o kadar güzel ki her şey.
o kadar...
.